|
Zerreler
“Bismillah” Der
“Çünkü,
bütün mevcudat gibi zerreler ve her bir zerre, madde-i hareketinde
‘Bismillah’ der.”
Daha
önce zerrelerin hareketinin anlamsız, tesadüf eseri, karışık ve
manasız olmadığını ortaya koymuş; yani, başıboş olmadıklarını
dolayısı ile “serseri hareket”in mümkün olmadığını ifade etmiştik.
Takip eden “çünkü...”,
bu durumun nedeninin, en can alıcı izahını yapmaktadır. Birinci Söz’de;
“Başta demiştik; bütün mevcudat lisan-ı hal ile ‘Bismillah’ der.
Öyle mi?” sorusunun ardından: “Evet. Nasıl ki, görsen; bir tek
adam geldi, bütün şehir ahalisini cebren bir yere sevk etti ve cebren işlerde
çalıştırdı. Yakinen bilirsin, o adam kendi namiyle, kendi kuvvetiyle
hareket etmiyor. Belki, o bir askerdir. Devlet namına hareket eder. Bir
padişah kuvvetine istinad eder.”
“Lisan-ı hal”,
sözlerle olmayan ancak, halin, durumun ifade ettiği kelimelerle olan
anlatımdır. Bazan arabaların üzerindeki “Beni yıka!” yazısı
tozlu arabanın haline tercüman olmakta, daha pek çok hal kelimelerle
ifade edilebilmektedir. Yani hallerin, ya da halin de bir lisanı vardır.
Zaten, sözler ve yazılar manalara giydirilmiş kılıflar değil mi ?
Birinci
Söz’deki mantık silsilesinden, konumundan beklenmeyen işler başarabilen
birinin, bu işi kendi başına yapmadığı, daha üst konumda birinin
yardımını aldığı ya da onun namına hareket ettiği sonucuna ulaşılır.
Mehmet Akif’inki kadar ustalıkla yazılmış bir şiiri ev ödevi
olarak getiren bir talebeden öğretmeninin şüphe etmesi, bir başkasının
yardımını aldığını düşünmesi; tek başına bütün trafiğe hükmeden
bir polise itaat eden birinin onun devlet adına hareket ettiğine inanması
gibi pek çok olay bu halin tezahürleridir. Bir intisabın, bir yere bağlılığın
belirtileridir. Bir yere bağlı olmak, gücünü oradan almak ve onun namına
hareket etmek, başı boş olmamak anlamına gelir. Kainatta en büyüğünden
en küçüğüne her şey birbiriyle bağlıdır. Her birini yaratabilmek
için bütün kainatın yaratılması şarttır. Yani o an ne ile ilgili
isek o, merkezde yer alır; onun olabilmesi için bütün kainatın var
olması gerekir. Yani sonsuz bir kudret, sonsuz bir ilim, sonsuz bir irade
ve daha pek çok sonsuz sıfatlar gereklidir. Yani Allah adına hareket
etmesi, Allah ile bağlantılı olması şarttır. Bu hal “Bismillah”
demektir. çünkü, kelimenin manasını ifade eden bir durumdadır. Bu
her şeyin bir biri ile bağlı olma hali, The Christian Science
Monstor’un 11 Haziran 1988 tarihinde yayınlanan sayısında şöyle
anlatılmaktadır: “Quantum fenomeninin en esrarengiz ve garip tarafı,
partiküllerin, diğer partiküllerin ne yaptığını ‘biliyor’muş
gibi bir hal sergilemeleridir. Üstelik bu bilgi ışık hızından daha hızlı
ulaşmaktadır. Niçin bu çok acayiptir? ‘Yerellik’ olarak bilinen
izafi perspektiften dolayı. Gerçekte olan durum ise, sınırları
belirli ve haberlerin birinden diğerine gidip geldiği bir grup lokal köy
gibi gözükmektedir. Bu bir tür iletişimi gerekli kılmaktadır.
Paris’te bir olay ortaya çıkmadan önce Fransa’nın Paris’i,
Tennessee’yi etkileyebilmesi için haber almış olması, iletişim
kurması gereklidir. Bu haber alma yada iletişimin radyo dalgaları ile
olması halinde bile işlem birkaç saniye sürecektir. Yani bir zaman
dilimi gereklidir.
Bununla birlikte
Quantum mekaniği “yerellik-olmaması” prensibine işaret etmektedir.
Sanki lokal hiçbir sınır yok gibidir. Sanki fiilin kendisi, anında bütün
evrenlere ulaşmakta, anında iletişim olmaktadır. Bu hal ise pek çok
fizikçinin kainatın hız limiti olarak gördükleri ışık hızından
bağımsızdır. Son dönemlerde ışık hızıyla ilgili yapılan
deneylerde ışığın ortama daha girmeden çıkışının gözlenmesi
ışık hızı ile ilgili mülahazaları değiştireceğe benzemektedir.
Yine Bell teoremine göre: “Lokal olmayan etkiler—açık bir şekilde
anında büyük bir alanda etkileri gözlenenler—bir partiküle diğer
bir partikül üzerinde yapılan ölçümleri haber vermektedir. Bir
detektördeki değişimler diğerinde olanları her ikisi arasında iletişim
sağlayabilecek her türlü sinyalden daha hızlı bir şekilde
etkilemektedir. Quantum mekaniğinin bazı yorumcuları Bell teoremini
ışık üstü hızlarda iletişim ihtimalini anlamak için kullanmaktadırlar.
Bu
durumda şöyle heyecan verici bir sonuç ortaya çıkmaktadır: “Bir
mesajın gönderilmeden önce alınması mümkündür.” Bilim adına bazı
olayları reddeden, aklı gözüne indiği için mucize, keramet gibi
olayları hurafe, metafizik gibi yakıştırmalarla reddedenlerin gözünü
kanatan bir gerçektir bu.
Şimdi
bütün bu özellikleri bir zerre ile birlikte düşünelim. “Bilmek”,
“haber almak” gibi şuurlu olmayı gerekli kılacak fiillerden
bahsedilmektedir. Bizim şu ana kadar sahip olduğumuz ölçülerle
zerreye şuurlu demek, hele hele her an diğer bütün zerrelerin
hareketlerini bilip ona göre hareket edecek şuurdadır demek şuurla bağdaşmamaktadır.
O
zaman, “bilen”, “ileten”, “iletişimi sağlayan” bütün
zerrelere ve her bir zerreye aynı anda, zamanın en küçük dilimlerinde
bile ulaşabilen Alim-i Külli Şey ve Kadir-i Külli Şey olabilir. Bu
hali ile zerre Allah namına hareket ettiğini, O’nun emri, iradesi ve yönlendirmesi
doğrultusunda işler yaptığını ifade etmektedir. Yani “Bismillah”
demektedir. Onun “mebde-i hareketi” yani hareketinin başlangıç
noktası melekuttan mülke, daire-i itikaddan daire-i esbaba, imkandan vücuba
geçiş anıdır. O an bütün kainatı ve ondaki tüm zerreleri görüp
ona göre konumunu belirliyormuş gibi bir hal sergilemek, bütün
zerreleri gören Basir-i Külli Şey’e dayanmakla ancak mümkün olur. O
başlangıç anında, hareketine başlarken “Bismillah” demeden
idrakimizin ulaşamadığı küçüklükte zaman dilimlerinde ard arda
tekrarlanan levhalarda uygun konumunu muhafaza edemez. Zerre
“Bismillah” diyorsa, her şey “Bismillah” der. Çünkü her şey
zerrelerden müteşekkildir. Eğer zerre “Bismillah” diyorsa,
Allah’a bağlı ise, onun namına hareket ediyorsa bu hareket anlamsız
olamaz. Tesadüf eseri ortaya çıkamaz. Karışık, başıboş olamaz.
Çünkü zerre Allah’a bağlıdır. Allah ise Hakim-i Mutlak’tır.
Abes iş yapmaz.
Bu
makale Yeni Asya Vakfi Risale-i Nur Enstitusunun musaadesi ile iktibas
edilmistir.
|