|
Said
Nursî'ye göre İsbât-ı Vâcib delili olarak Hz.
Muhammed (asm)
B.
Said Nursî'ye göre Hz. Muhammed (asm), herşeyden önce, imanda bir mürşiddir.
Kâinat, daima tazelenen nakışlarla, her biri birbirinden güzel çeşit
çeşit varlıkla süslenmiş olduğu halde, insanların akıl gözünde
tesadüfe bağlı bir oyuncak gibi görülürken; O Zatın getirdiği
tarif ile nurlanmış ve anlam kazanmıştır. Herşey ölümle birlikte
yokluğa ve hiçliğe gidiyor görünürken; O Zatın âlemde yaptığı
inkılâb ile âlemin şekli değişmiştir. Onun tarifi ile insanların
gözünde herşey canlanmış; hiçliğe atılan zavallılar değil,
ebedî hayat yolundaki yolcular haline gelmiştir..
Risâle-i
Nur'da isbât-ı vâcib delilleri, kelâm kitaplarında olduğu gibi
sistematik bir şekilde işlenmemektedir. Müellif, isbât-ı vâcib
delillerini eserlerinde bazen bütün delilleri aynı yerde, bazen de müstakil
olarak farklı yerlerde izah etmektedir.1
O, Allah'ın varlığını ispat eden delilleri temelde, bütün
peygamberlerin marifetini şahsında toplayan "Hz. Muhammed (asm)",
bütün mahlûkatı içeren "kâinat", bütün semavî
kitapların ders verdiği hakikatin en yüce ifadesi olan "Kur’ân"
ve insanın Allah'ı tanıma kabiliyeti taşıyan tüm duygularının
merkezi hükmündeki şuur sahibi fıtrat olarak "vicdan"
olmak üzere dört kategoride mütalaa etmektedir.2
Hz. Muhammed delili
Said Nursî'ye göre Allah'ın varlık delillerinden birincisi Hz.
Muhammed'dir (asm). Nitekim asırlar boyu bütün düşünen insanların
kafasını meşgul eden, her bir mevcud için sorulabilen ve her zaman
cevabı aranan "Necisin? Nereden geliyorsun? Nereye gidiyorsun?"
sorularına bozulmamış her aklın kabul edeceği şekilde hakkıyla
cevap veren Hz. Muhammed olmuştur.3 Zira o, Allah'ın rahmetinin sembolü,
Hakk'ın en nurlu delili, hakikatin en parlık lambası, yaratılış
bilmecesinin keşfedicisi, kâinat hikmetinin açıklayıcısı ve
mevcudattaki kemâlatın en mükemmel örneğidir.4
Onun sözleri kâinatın gizemini çözen ve Cenâb-ı Hakk'ı tanıtan
sözler olarak dinlenilmesi gerekmektedir. Çünkü o, kâinatın kemâlâtını
keşfetmiş, mevcudatın yaratılış maksadını açığa çıkarmıştır.
Her bir şeyle bu yaratılış maksadına uygun biçimde muhatap olmuş,
onları bu maksada göre kullanmış ve yaratılıştaki rahmeti bulup
nazarlara sunmuştur. O, küllî ve mutlak rahmeti her haliyle ilan
etmektedir.5 Nitekim o, hakkıyla ibadete lâyık olan Allah'ın en
halis kulu,6 ruhların sultanı,7 insanlığın efendisi8 ve iftihar
vesilesi9 ve insanlara olan sonsuz İlâhî ihsanların en mühim bir
vesilesidir.10
Said Nursî, Mektubat isimli eserinde "Mu'cizât-ı Ahmediye"
(19. Mektup) ana başlığı altında Hz. Muhammed'in Allah'ın varlığına
açık bir şekilde delil teşkil ettiğini değişik değerlendirme ve
örneklerle ispat etmektedir.11 Nursî'ye göre Hz. Muhammed, bütün
peygamberleri ve semâvî dinleri de tasdik ederek mucizelerinin desteğiyle
Allah'ın varlığını ispat etmektedir.12 Zira bir beşerin Allah'ın
dahli olmadan böyle baş döndürücü mucizeler sergilemesi mümkün
değildir. Meselâ gaybla alâkalı olarak Hz. Muhammed'in Cemel, Sıffin
ve Haricilerle alâkalı gelişmeleri,13 Müslümanların Mekke, Hayber,
Şam, Irak, İran ve Beytü'l-Makdis'i fethedeceğini,14 Hz. Ebu Bekir
ve Ömer'in halife olacaklarını,15 hilafetin kendisinden sonra otuz
sene devam edeceğini ve daha sonra bu işin saltana dönüşeceğini,16
Hz. Osman'ın halife olacağını ve Kur’ân okurken şehit edileceğini,17
Emeviye Devleti'nin zuhurunu, onların hükümdarlarının bazılarının
zalim olacağını,18 Abbasi Devleti'nin zuhurunu,19 Sa'd İbn Ebi
Vakkas'ın ileride büyük bir kumandan olup İslâm adına pek çok
fetihlerde bulunacağını,20 Habeş meliki Necaşî'nin vefatını,21 kızı
Hz. Fatıma'nın kendisinden sonra ehl-i beyt içinde en erken onun
vefat edeceğini,22 Hz. Ebu Zerr'e yalnız yaşayıp, yalnız vefat
edeceğini,23 İstanbul'un Müslümanlar tarafından fethedileceğini24
haber vermesi gaybî mucizelerine birer örnek teşkil etmektedir.25
Yine bir-iki kişiye yetecek kadar azlıkta olan bir yiyeceğin Hz.
Muhammed'in duâsıyla bereketlenip yüzlerce insanı doyurması,26
parmaklarından akan suyla koca bir ordunun su ihtiyacını gidermesi,27
gibi daha pek çok mucizeyi de örnek vermek mümkündür.28
Hz. Muhammed, yapmış olduğu duâlarla insanlara Cenab-ı Hakk'ı tanıtmaktadır.
O, yüzünü şu fani dünyanın fenasından alarak, Bâki olan Zat'a çevirmekte
ve işiten herkese O'na kavuşma yakarışını duyurmaktadır. Yine o,
mevcudatı bir ayna gibi görerek, o aynalarda, Allah'ın gerçek ve bâki
güzellikleri görünen bütün kudsî isimlerini göstermekte ve O'nu bütün
insanlığa güzel isimleriyle tanıtmaktadır.29
Ayrıca Hz. Muhammed, yapmış olduğu duâları neticesinde vuku bulan
ve bütün eşyaya hükmeden bir yaratıcının dışında hiç kimsenin
muktedir olamayacağı mucizeleriyle de Allah'ın varlığını ispat
etmektedir. Hz. Muhammed'in yapmış olduğu bu duâlara 19. Mektup'ta
geniş yer verilmektedir. Said Nursî bununla alâkalı Hz. Muhammed'in
yapmış olduğu yağmur duâlarını,30 "Allah'ım! Ömer İbn
Hattab veya Amr İbn Hişam'dan birisiyle İslâm'ı aziz kıl"
diye duâ ettikten sonra Hz. Ömer'in imana gelmesini,31 Hz. İbn
Abbas'a "Allah'ım! Ona dinde derin bir kavrama gücü ver ve ona
te'vili öğret" diye duâ ettikten sonra Hz. İbn Abbas'ın "Tercümanü'l-Kur’ân"
ve "Allame-i ümmet" rütbesini kazanmasını,32 Hz. Ali'ye
"Ya Rab! Soğuk ve sıcağın zahmetini ona gösterme" duâsını
ettikten sonra bu duânın bereketiyle Hz. Ali'nin ömür boyu soğuk ve
sıcaktan etkilenmemesini33 örnek vermektedir.34
Yine o, Hz. Muhammed'in elinin temasıyla suların tatlılaşıp güzel
koku vermesi,35 sütsüz ve kısır keçilerin sütlenmeleri,36 bazı
insanların başını ve yüzünü meshedip duâ ettikten sonra zuhur
eden harikalar37 gibi mucizeleri de zikretmektedir.38 Bu çerçevede,
Risâle-i Nur'da Rasulullah'tan rivayet edilen hâdisler yalnızca bir
duâ vesilesi olarak değil, aynı zamanda Cenab-ı Hakk'ı tarif ederek
O'nun hak ve mevcud olduğunu tasdik ettiren birer delil olarak değerlendirilmektedir.39
Said Nursî, Hz. Muhammed'in (asm) Allah'ın varlığına delil teşkil
ettiğini on beş esasla dile getirmektedir. Birinci esasta, Hz.
Muhammed'in zâtı, lisanı, hali ve sözleriyle bu kâinatın bir yaratıcısı
olduğuna delalet ettiğini ifade eden Nursî; Hz. Muhammed'in doğruluğunun
kâinat tarafından tasdik edildiğini belirtmektedir. Çünkü bütün
mevcudatın Allah'ın varlığına ve birliğine delalat etmeleri, aynı
zamanda Allah'ın varlığını ve birliğini dile getiren Hz.
Muhammed'i de tasdik etmektedir. Buradan da anlaşılmaktadır ki, Hz.
Peygamber, Allah'ın varlığına, birliğine bir delil teşkil
etmektedir.40
İkinci esas olarak Hz. Muhammed'in bütün peygamberlerin reisi ve bütün
evliya ve asfiyanın üstadı olduğunu söyleyen Nursî, Hz.
Peygamber'in pek çok mucizesiyle Allah'ın varlığını açık bir şekilde
tasdik ettiğini ifade etmektedir.41
Üçüncü olarak bütün bu mucizeleriyle Allah'ın varlığını ve
birliğini ispat eden Hz. Muhammed, emsali görülmemiş yüce ahlâkı,
peygamberlik vazifesinde ortaya koymuş olduğu eşsiz karakteri ve
tebliğ ettiği dininin özellikleriyle en azılı düşmanı bile onu
tasdik etmiştir. Aynı zamanda bütün bu özellikleriyle Hz. Muhammed,
mevcudattaki kemalâtın ve yüce ahlâkın temsilcisi ve üstadı olmuştur.42
Dördüncü olarak Allah, mucizeleri Hz. Muhammed'in eliyle yaratarak,
Hz. Peygamber'in Allah hesabına konuştuğunu ve O'nun kelâmını
tebliğ ettiğini göstermektedir. Onun en büyük mucizesi olan Kur’ân
ise, Hz. Peygamber'in Allah'ın bir tercümanı olduğunu ispat
etmektedir. Aynı zamanda o, kendi zâtında ihlası, takvası,
ciddiyeti, emaneti ve diğer bütün hal ve tavırlarıyla, Allah namına
konuştuğunu ve hareket ettiğini göstermektedir. Nitekim onu dinleyen
bütün ehl-i keşif ve tahkik, onun kendi kendine konuşmadığını ve
Kâinatın Halıkının onu konuşturduğunu dile getirmektedir.43
Beşinci olarak Hz. Muhammed, ruhları görmekte, meleklerle sohbet
etmekte, cinleri ve insanları irşad etmektedir. O, cinlerin,
ruhanilerin ve meleklerin bile üstünde ders almaktadır ve kâhinler
gibi gaipten haber verenler, cinler, ruhaniler, melekler ve hatta bazen
Cebrail bile onun haberlerine karışamamaktadır.44
Altıncı olarak, melek, cin ve beşerin efendisi olan Hz. Muhammed, kâinat
ağacının en nurlu ve mükemmel meyvesi, İlâhî rahmetin sembolü,
Allah'ın varlığının en belirgin delili, kâinat sırlarının
anahtarı, yaratılış bilmecesinin keşf edicisi, kâinattaki
hikmetlerin şerh edicisi, İlâhî saltanatın ilan edicisi olması
itibariyle mevcudattaki mükemmelliklerin numunesidir. İşte bütün bu
vasıflar, Hz. Muhammed'in kâinatın ille-i gaiyesi45 olduğunu göstermektedir.
Yani Allah, Hz. Peygamber'e (asm) bakıp kâinatı yaratmıştır. Bu
noktada Allah, Hz. Muhammed'i yaratmasaydı, kâinatı dahi yaratmazdı
demek mümkündür. Nitekim onun, cin ve insanlara getirdiği Kur’ânî
hakikatler, iman nurları ve şahsında müşahede edilen yüce ahlâk
bu hakikati ispat etmektedir.46
Yedinci olarak, Hz. Muhammed öyle bir din ve şeriat getirmiştir ki,
bu din iki cihanın saadetini temin edecek düsturlar ihtiva etmektedir.
Yine o, kâinatın gerçeklerini ve vazifesini, Allah'ın sıfat ve
isimlerini beyan etmektedir. Onun getirmiş olduğu İslâmiyet ve şeriat,
öyle mükemmeldir ve öyle bir surette kâinatı kendiyle beraber tarif
etmektedir ki, onun mahiyetine dikkat eden, o dinin, bu güzel kâinatı
yapan zâtın, o kâinatı kendiyle beraber tarif edecek bir beyannamesi
ve tarifesi olduğunu anlayacaktır. Bir sarayın ustasının, o saraya
münasib bir tarife yapması ve kendini vasıflarıyla göstermek için,
bir tarife kaleme alması gibi; İslâmiyet'te öyle bir yücelik görünmektedir
ki, bu durum İslâmiyet'in kâinatı halk ve tedbir eden yüce Zât'ın
kaleminden çıktığını göstermektedir.47
Sekizinci olarak buraya kadar anlatılan sıfatların sahibi olan Hz.
Muhammed, âlem-i şehadete yönelik, âlem-i gayb namına, cin ve
insanların başları üzerine ilân ederek; gelecekte zuhur edecek olan
kavim ve milletlere hitap edip öyle bir çağrıda bulunmaktadır ki,
bu çağrıyı bütün cinlere, insanlara ve yerlere
dinlettirmektedir.48
Dokuzuncu olarak onun bu çağrısını bütün asırlar dinlemektedir.
Onuncusu, Hz. Muhammed bu çağrısını hiç korkusuzca, herhangi bir
tereddüt ve telâş göstermeden yapmaktadır. Onbirincisi o, bu çağrısını
öyle bir güç ve kuvvetle yapmıştır ki, insanların beşte biri bu
sese karşı "Lebbeyk" demiş ve kabul etmişlerdir.
Onikincisi, o bu dâvetini öyle bir ciddiyetle yapmakta ve müntesiplerini
öyle güzel bir surette terbiye etmektedir ki, her asırda taraftar
bulmaktadır. Onüçüncüsü Hz. Muhammed tebliğ ettiği esasların sağlamlığına
öyle inanmaktadır ki, bütün dünya toplansa, onu bir hükmünden
geri çevirip pişman etmesi mümkün değildir. Bu hakikata onun bütün
hayatı şahitlik etmektedir.49
Ondördüncü olarak Hz. Muhammed, dâvetini öyle bir itimat ve kararlılık
içinde yapmaktadır ki, bu uğurda kimseden minnet almamakta ve
herkesten evvel kendisi amel edip kabul ederek getirdiği esasları ilân
etmektedir. Buna en büyük şahit ise dost ve düşmanca malûm ve meşhur
olan zühd ve takvasıdır. Onbeşinci olarak, onun getirdiği dine
herkesten çok itaatı, Yaratıcısına karşı kulluğu ve takvası göstermektedir
ki, o, ezel ve ebed sultanı olan Allah'ın elçisi ve en hâlis
kuludur.50
Netice itibariyle buraya kadar zikredilen on beş esastan anlaşılmaktadır
ki, Hz. Muhammed bu on beş esasta ifade edilen sıfatlarıyla, hayatı
boyunca "Bil ki, Allah'tan başka ilah yoktur"51 hakikatini
seslendirmiş ve Allah'ın varlığını ve birliğini ispat eden bir
delil olmuştur.52
Nursî'ye göre Hz. Muhammed (asm), herşeyden önce, imanda bir mürşiddir.
Kâinat, daima tazelenen nakışlarla, her biri birbirinden güzel çeşit
çeşit varlıkla süslenmiş olduğu halde, insanların akıl gözünde
tesadüfe bağlı bir oyuncak gibi görülürken; O Zatın getirdiği
tarif ile nurlanmış ve anlam kazanmıştır. Herşey ölümle birlikte
yokluğa ve hiçliğe gidiyor görünürken; o zatın âlemde yaptığı
inkılab ile âlemin şekli değişmiştir. Onun tarifi ile insanların
gözünde herşey canlanmış; hiçliğe atılan zavallılar değil,
ebedî hayat yolundaki yolcular haline gelmiştir. Onun getirdiği nur
sayesinde, her şey, birbirinin düşmanı olarak görülmekten
kurtularak, aynı Yaratıcının kendisini tanıtmak üzere görevlendirdiği
birer vazifeli memur, birbirinin yardımına koşan birer dost ve kardeş
olarak görülmeye başlanmıştır. Ki, onun getirdiği iman nuru
olmasaydı, tam bir yardımlaşma içinde görev yapan mevcudat sahipsiz,
ehemmiyetsiz ve yok olmaya mahkum zavallılar olarak görünecekti.53
Ayrıca Hz. Muhammed'in (asm) getirmiş olduğu iman nuru sayesinde kâinat
terakki edererek, "Hikmet-i Samedaniye Kitabı" ünvanını
almıştır. Ve yine Onun vesilesiyle insan, hayvanların seviyesini aşarak,
zaafının kuvveti, aczinin kudreti, kulluğu ve aklıyla hilafet ve hâkimiyetin
zirvesine yükselmiştir. Netice itibariyle Hz. Peygamber (asm) olmasaydı
kâinattaki her şey adem hükmünde kalacak ve bunların herhangi bir kıymet
ve ehemmiyeti olmayacaktı. Nitekim "Sen olmasaydın kâinatı
yaratmazdım"54 hadis-i şerifi de bu hakikati ifade etmektedir.55
Allah Rasulü, dost ve düşmanın ittifakıyla mahlukat içinde en yüksek
ahlâk sahibidir. O, uluhiyete karşı en parlak bir şekilde ubudiyette
bulunmuş, en yüksek bir ses ile tevhidi ilan ve Allah'ın isimlerine
en yüksek mertebede âyinedarlık etmiştir. Allah'ı en iyi bilen ve
bildiren yine O'dur.56 Said Nursî, Allah Rasulü'nü, bir "marifetullah
muallimi" olarak isimlendirmektedir. Bu öyle bir muallimdir ki, öğrettiği
her bir şeyin özünde tevhid vardır.57 Nitekim o, bütün
peygamberler gibi tevhid davasında bulunmuş ve tevhid hakikatlerini
tafsil etmiştir.58
Netice itibariyle Said Nursî, Risâlet semasının güneşi,59 bütün
peygamberlerin efendisi,60 Kur’ân'ın tercümanı,61 şaşırmaz ve
şaşırtmaz en doğru rehber ve en mükemmel üstad olan62 Muhammed-i
Arabî'nin (asm) her söz ve hareketinin Cenab-ı Hakk'ın varlığını
ispat ettiğini ifade etmektedir.
D
İ P N O T L A R
1. Said Nursî, eserlerinin şu bölümlerinde isbât-ı vâcib ile alâkalı
bahislere yer vermektedir: Sözler, s. 111-119, 146-148, 177-184,
253-280, 494-513, 541-631; Mektubat, s. 20-23, 217-249; Lem'alar, s.
127-130, 180-196, 298-348; Şuâlar, s. 11-42, 43-57, 58-85, 91-163;
Mesnevî-i Nûriye, s. 12-43, 47-55, 161-169, 207-217; İşârâtu'l-İ'caz,
s. 143-159; Muhâkemât, s. 103-122.
2. Said Nursî, Sözler, s. 229; Mesnevî-i Nûriye, s. 21, 47-49,
208-209.
3. Said Nursî, Sözler, s. 215; Mektûbat, s. 195; Mesnevî-i Nûriye,
s. 21; İşârâtü'l-İ'caz, s. 17.
4. Said Nursî, Mektubat, s. 191.
5. Said Nursî, Mesnevî-i Nûriye, s. 22.
6. Said Nursî, Mektubat, s. 215.
7. Said Nursî, Sözler, s. 216.
8. Said Nursî, Mesnevî-i Nuriye, s. 220.
9. Said Nursî, Mektubat, s. 244.
10. Said Nursî, Lem'alar, s. 63.
11. Said Nursî, Mektubat, s. 89-216
12. Said Nursî, Mektubat, s. 172-174.
13. Buhari, Sulh, 9; Tirmizi, Menakıb, 30; Nesei, Cuma, 27; Ebu Davud,
Sünnet, 12, 13; Müsned, 5/49; Mecmeu'z-Zevaid, 7/238; İbn Hacer, el-Metâlibü'l-Âliye,
4/297; Müstedrek, 3/139.
14. Buhari, Menakıb, 25; Müslim, Fiten, 75-78; Müsned, 4/257, 2/233,
240, 5/92, 99.
15. Tirmizi, Menakıb, 16; İbn Mace, Mukaddime, 11; Müsned, 5/382.
16. Ebu Davud, Sünnet, 8; Tirmizi, Fiten, 48; Müsned, 4/273; 5/221;
Mecmeu'z-Zevaid, 5/190.
17. Kadı İyaz, eş-Şifa, 1/339; Tirmizi, Menakıb, 19; İbn Mace,
Mukaddime, 11, Müsned, 6/86.
18. Mecmeu'z-Zevaid, 5/186; İbn Hacer, el-Metalibu'l-Âliye, 4/108.
19. Kadı İyaz, eş-Şifa, 1/338; Beyhaki, Delailü'n-Nübüvve, 6/517.
20. Buhari, Feraiz, 6; Müslim, Cenaiz, 62-64; Kadı İyaz, eş-Şifa,
1/343.
21. Buhari, Cenaiz, 61; Müslim, Cenaiz, 62-64.
22. Buhari, Menakıb, 25; Müslim, Fezailü's-Sahabe, 99.
23. İbn Hişam, es-Sîre, 4/167. Ayrıca bkz. Müstedrek, 3/345; Kadı
İyaz, eş-Şifa, 1/343.
24. Müsned, 4/335; Müstedrek, 4/422.
25. Said Nursî, Mektubat, s. 98-109. Ayrıca diğer gaybî mucizeler için
bkz. Mektubat, s. 109-112.
26. Buhari, Hibe, 21, 28, Et'ime, 6, Meğazi, 29, Eyman, 22, Menakıb,
25, İstikraz, 8, 9, 15; Müslim, Eşribe, 142, 175, Fedail, 9; Tirmizi,
Menakıb, 5, 6; Ebu Davud, Edep, 158, Vesaya, 17; Müsned, 1/197, 198,
3/337, 347, 5/12,
27. Buhari, Vudu, 32, Menakıb, 25; Müslim, Fezail, 5, 6; Nesei, Tahare,
61; Tirmizi, Menakıb, 6.
28. Said Nursî, Mektubat, s. 112-145
29. Said Nursî, Sözler, s. 218.
30. Buhari, İstiska, 6-8; Müslim, İstiska, 8-10.
31. Tirmizi, Menakıb, 17; Müsned, 2/95.
32. Buhari, Vudu, 10; Müslim, Fezailü's-Sahabe, 138; İbn Mace,
Mukaddime, 11; Müsned, 1/266.
33. İbn Mace, Mukaddime, 11; Müsned, 1/99.
34. Said Nursî, Mektubat, s. 145-149.
35. Müslim, Fezail, 8; Müsned, 3/340, 347.
36. Müsned, 1/379, Müstedrek, 3/9.
37. Müsned, 5/28, Mecmeu'z-Zevaid, 9/259; İbn Hişam, es-Sîre, 1/171;
İbn Sa'd, et-Tabakâtü'l-Kübra, I/110-111.
38. Said Nursî, Mektubat, s. 151-155.
39. Ali Mermer, "Risâle-i Nur'da Marifetullah Yolları",
Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu-3, s. 52.
40. Said Nursî, Mektubat, s. 200.
41. Said Nursî, Mektubat, s. 200.
42. Said Nursî, Mektubat, s. 201.
43. Said Nursî, Mektubat, s. 201.
44. Said Nursî, Mektubat, s. 201.
45. İlle-i gâiye: Elde edilmesi için çalışılan gaye, maksad ve
netice.
46. Said Nursî, Mektubat, s. 201-202.
47. Said Nursî, Mektubat, s. 202.
48. Said Nursî, Mektubat, s. 202.
49. Said Nursî, Mektubat, s. 203.
50. Said Nursî, Mektubat, s. 203.
51. Muhammed, 47/19.
52. Said Nursî, Mektubat, s. 203.
53. Said Nursî, Mesnevî-i Nûriye, s. 21-22.
54. Aclûnî, Keşfu'l-Hafâ, II/214.
55. Said Nursî, Mesnevî-i Nûriye, s. 22.
56. Said Nursî, Mesnevî-i Nûriye, s. 23; Sözler, 530-532; Muhâkemât,
s. 5-6; 135-137.
57. Said Nursî, Mesnevî-i Nûriye, s. 20.
58. Said Nursî, Sözler, s. 637-638; Lem'alar, s. 312-313; Mektûbat,
s. 195.
59. Said Nursî, Sözler, 417.
60. Said Nursî, Sözler, s. 214.
61. Said Nursî, Şuâlar, s. 126.
62. Said Nursî, Şuâlar, s. 200.
Bu
makale Yeni Asya Vakfi Risale-i Nur
Enstitusunun musaadesi ile iktibas
edilmistir.
|