
Bil
Ey Nefsim
Modern zamanların anlayışı, bilgi edinmeyi insanın nefsinden bağımsız
bir hale getirmiştir. Öyle ki, modern bilime göre, bilginin kaynağı eşyanın
bizzat kendisidir ve aklını kullanan ve yeterli inceleme cihazları olan
herkese kâinatın kapıları açıktır. Gözle görünür ve elle dokunulur herşey
hakkında nefsî hâletimiz ne olursa olsun bilgi edinebiliriz. Buna göre,
mesela bir bilim adamının ahlakı ve kendisine bakışı en fazla kendi özel
hayatını ilgilendirir. Bu adam bilgi edinme işini kurallarına göre yapıyorsa,
bize sunduğu bilgilerin sıhhatinden şüphe etmemize gerek yoktur. Yani insanın
kâinata ve kendisine bakışı ne olursa olsun dışarıdan alacağı bilgilerde
bir değişiklik beklememememiz gerekiyor.
Buraya kadar bir itirazınız yoksa, modern bilmin insan ve kâinat arasına
koyduğu çizginin altına ...
Risâle-i
Nur müellifi Üstadım Hazretlerine
Mânevî Nur kılıncını almış eline,
Vuruyor münâfıkların baş ve beline.
Her söylediği hikmet olan Üstâdımın,
Mevlâm ilim vermiş o nur diline.
Bu nasıl ateştir, böyle yakıyor.
Kavrulup dumanı göğe çıkıyor.
Îman, Kur'ân dersi veren Üstâdımın,
Kaleminden âleme nurlar akıyor.
Îman yolunda canını fedâ eylemiş,
...
Bediüzzaman'ı okuduğumuzda, sadece insanî kavmî hakikatleri alıp, ilahî
hakikatleri gözardı etmeksizin, gayet icazlı bir şekilde ilahî, insanî
ve kavmî hakikatler arasında kurduğu fikri terkibleri muhteşemdir.
Edib Debbağ, "Bediüzzaman'a Göre
Bilgi Teorisi", 3. Uluslarası Bediüzzaman Sempozyumu, sayfa: 741, Yeni
Asya Yayınları, İstanbul, 1996.
|
Allahım,
Senin isimlerinle Sana münacatımı arz ediyor ve onların şefaatine Sana
niyaz ediyorum.
Ey ilm-i zâtîsi ezelden ebede herşeyi her şe'niyle beraber ihâta eden
ve hiçbir şey, hiçbir zamanda, hiçbir vecihle Onun nûr-u ilminden gizlenemeyen
Alîm,
Sen aczden ve şerikten münezzeh ve mukaddessin. Senden başka ilâh yok
ki bize imdad etsin. El-aman, el-aman! Bizi azap ateşinden ve Cehennemden
halâs et.
Ümit Şimşek, Risâle-i Nur Işığında
Cevşen Meali, Zafer Yayınları, İstanbul, 1992
İnsan beşerdir, hata edebilir. Hususen küllî ve umumî bir dâvanın
hizmetkârlarına yapılan taarruzların çokluğu, şerâitin ağırlığı; dâvâyı
inkişaf ettirmek, hizmetin önüne çekilen dehşetli mâniâları yıkabilmek
için çeşitli hizmet şık ve şekilleri ararken hepsinde yüzde yüz isabete
muvaffak olmak pek müşküldür. Böyle bir hengâmede müsbet netice vermeyen
tedbirleri o müdebbire söylemek lâzım iken, her ne sebeple olursa olsun,
kat'iyyen başkasına söylememek ruh, kalb, akıl ve feraset eseridir. Bunun
aksine başkalarına dert yanmak, safderunluk ve düşünce za'fının delilidir.
Fayda vereceğim zannıyla fikrinde taannüd ve taassub göstermek zarar vermenin
en bâriz bir delilidir ki, bu da ahmaklığın gözlere görünecek derecede
aşikâr olmasıdır. Zira ahmaklığın tarifi, "Fayda vereceğim niyetiyle zarar
vermektir."
Zübeyir Gündüzalp, Nefis Muhasebesi,
Yeni Asya Neşriyat, İstanbul, 1996
|