Beşinci
Söz
Namaz kılmak ve büyük günahları işlememek, ne derece hakiki bir vazife-i
insaniye ve ne kadar fıtrî, münâsip bir netice-i hilkat-i beşeriye olduğunu
görmek istersen; şu temsili hikayeciğe bak, dinle:
Seferberlikte, bir taburda, biri muallem vazifeperver, diğeri acemi
nefisperver iki asker beraber bulunuyordu. Vazifeperver nefer, talime ve
cihâda dikkat eder, erzak ve tâyinâtını hiç düşünmezdi. Çünkü anlamış ki,
onu beslemek ve cihazatını vermek, hasta olsa tedavi etmek, hatta indelhâce
lokmayı ağzına koymaya kadar devletin vazifesidir. Ve onun asıl vazifesi
tâlim ve cihaddır. Fakat, bazı erzak ve cihazat işlerinde işler: Kazan
kaynatır, karavanayı yıkar, getirir...
Ona sorulsa, "Ne yapıyorsun?"
"Devletin angaryasını çekiyorum" der. Demiyor, "Nafakam için çalışıyorum."
Diğer şikemperver ve acemi nefer ise ...
Bakara
Suresi , 2:3
Meâli:
-
3. O takvâ sahipleri ki, görmedikleri halde Allah'a ve O'nun bildirdiklerine
îmân ederler, namazı dos doğru kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden
Allah yolunda bağışta bulunurlar.
"Kur'an-ı Kerim ve Açıklamalı Meali", İsmail Mutlu ve Şaban
Döğen, sayfa:326, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul, 1997.
Risale-i Nur'da geçen yerler: ...
Onun (Risale-i Nurların) Anadolu'da okumamış insandan aydın insana kadar
büyük bir kitleyi yeniden İslam kültürü ve inancıyla eğittiğini, adeta,
Anadolu'da yeni bir kültür akımı doğurduğunu ve bir kültür savaşına giriştiğini
görmemek mümkün değildir.
Sezai Karakoç, İslamın Dirilişi,
sayfa: 32. |
Allahım,
Senin isimlerinle Sana münacatımı arz ediyor ve onların şefaatine Sana
niyaz ediyorum.
Ey ezelden beri zât ve sıfât ve esmâsıyla var olan ve hâdis ve gelip
geçici mevcûdâta müşâbehetten hadsiz derecede münezzeh ve mukaddes bulunan
Kadîm,
Sen aczden ve şerikten münezzeh ve mukaddessin. Senden başka ilâh yok
ki bize imdad etsin. El-aman, el-aman! Bizi azap ateşinden ve Cehennemden
halâs et.
Ümit Şimşek, Risâle-i Nur Işığında
Cevşen Meali, Zafer Yayınları, İstanbul, 1992
Kusurlu, hatalı bir arkadaşınızın yanlışlarını yumuşaklıkla, hürmet
ve tevâzu ile yalnız ona söyleyiniz. Kabullenmezse dahi, ikinci bir kimseye
onun hakkında gıybet etmeyiniz. Birisinin kusurunu, kusuru düzelteceğim
diye etrafa yaymak, şahsî kin, garaz, nefsin karışması gibi hallerin zorlamasının
neticesidir. Veyahut fayda veriyorum zannıyla zararların üremesine sebep
olan bir safdillik ve bilememezliktir. Başkalara yaymak değil, dâima ve
dâima ona söylemektir. Söylerken de "Acaba, hakîkaten ve bizzat nefsü'l-emirde
hata mıdır? Yoksa benim fikrime, görüşüme göre mi hatalıdır?" diye insan
kendini murakebe etmelidir.
Zübeyir Gündüzalp, Nefis Muhasebesi,
Yeni Asya Neşriyat, İstanbul, 1996
|