Üçüncü
Söz
İbadet, ne büyük bir ticaret ve saadet; fısk ve
sefahet, ne büyük bir hasaret ve helaket olduğunu anlamak istersen, şu
temsili hikayeciğe bak, dinle:
Bir vakit iki asker, uzak bir şehre gitmek için
emir alıyorlar. Beraber giderler. Tâ yol ikileşir. Bir adam orada bulunur.
Onlara der;
"Şu sağdaki yol, hiç zararı olmamakla beraber,
ondan giden yolculardan ondan dokuzu büyük kâr ve rahat görür. Soldaki
yol ise, menfaati olmamakla beraber, on yolcusundan dokuzu zarar görür.
Hem ikisi, kısa ve uzunluktu birdirler. Yalnız bir fark var ki; intizamsız,
hükümetsiz olan sol yolun yolcusu çantasız, silahsız gider. Zahirî bir
hiffet, yalancı bir rahatlık görür. İntizâm-ı askerî altındaki sağ yolun
yolcusu ise, mugaddî hulâsalardan dolu dört okkalık bir çanta ve her adüvvü
alt ve mağlup edecek iki kıyyelik bir mükemmel mîrî silahı taşımaya mecburdur."
O iki asker, o muarrif adamın sözünü dinledikden
sonra, şu bahtiyar nefer sağa gider. Bir batman ağırlığı omuzuna ve beline
yükler. Fakat kalbi ve rûhu binler batman minnetlerden ve korkulardan kurtulur.
Öteki bedbaht nefer ise...
Bediüzzaman Said Nursî, yüzyılımızın yetiştirdiği önde gelen İslâm mütefekkirlerinden
biridir. 1876'da Bitlis'in Hizan kazâsına bağlı İsparit nâhiyesinin Nurs
köyünde dünyaya gelmiş, 23 Mart 1960'da Şanlıurfa'da Hakkın rahmetine kavuşmuştur.
Keskin zekâsı, hârikulâde hâfızası ve üstün kâbiliyetleriyle çok küçük
yaşlardan itibâren dikkatleri üzerinde toplayan Said Nursî, normal şartlar
altında yıllar süren klasik medrese eğitimini üç ay gibi kısa bir zamanda
tamamlamıştır.Gençlik yıllarını alabildiğine haraketli bir tahsil hayatı
ile değerlendirmiş; ilimdeki üstünlüğünü, devrinin ulemâsıyla çeşitli zeminlerde
yaptığı münâzaralarda fiilen ispatlamıştır. Bu meziyetleriyle ilim çevresine
kendisini kabul ettirerek, "Bediüzzaman" , yani "çağın eşsiz güzelliği"
lâkabı ile anılmaya başlamıştır.
Said Nursî medrese eğitimiyle dini ilimlerde kazandığı ihtisası, çeşitli
fenlerde yaptığı tetkiklerle tamamlamış; bu arada devrinin gazetelerini
takip ederek ülkedeki ve dünyadaki gelişmelerle ilgilenmiştir. Diğer taraftan,
doğup büyüdüğü şark topraklarının sıkıntı ve problemlerini bizzat yaşayarak
gören Said Nursî, en zarurî ihtiyacın eğitim olduğu kanaatine varmış; bunun
için de ...
Onun davası ise, asil ve birleştirici bir davadır. Onun çağrısında her
türlüsüyle "asabiyete" yer yoktur, tefrika sözkonusu değildir.
Prof. Dr. Muhsin Abdulhamid, "Bediüzzaman'ı
Anlamalıyız," Köprü, sayfa: 59, Kış 1995.
|
Ey maddî ve mânevî nimetlere, rızıklara, ömürlere, hayır ve hasenelere
bereket ihsân eden, nihayetsiz rahmet ve gınâ ve cûd ve sehâsıyla ziyadelikler
veren Muhsin-i Kerîm,
Sen aczden ve şerikten münezzeh ve mukaddessin. Senden başka ilâh yok
ki bize imdad etsin. El-aman, el-aman! Bizi azap ateşinden ve Cehennemden
halâs et.
Ümit Şimşek, Risale-ı Nur Işığında
Cevşen Meali, Zafer Yayınları, Istanbul,
1992
Nefsine itimad ederek mesai arkadaşlarını âmiyane görenin sonu tehlikelidir.
İstişare esnasında kendi fikrine saplanarak vereceği cevabı düşünen; azaların
fikirlerini küçümseyen, hatadan kurtulamaz.
Zübeyir Gündüzalp, Nefis Muhasebesi,
Yeni Asya Neşriyat, İstanbul, 1996
|