İkinci
Söz
Îmanda ne kadar büyük bir saadet ve nîmet ve ne kadar büyük bir lezzet
ve rahat bulunduğunu anlamak istersen,şu temsilî hikâyeciğe bak,dinle.
Bir vakit, iki adam hem keyif, hem ticaret için seyahate giderler. Biri
hodbîn,tâli'siz bir tarafa; diğeri hudâbîn, bahtiyar diğer tarafa sülûk
eder, giderler. Hodbîn adam hem hodgâm, hem hodendiş, hem bedbîn olduğundan;
bedbînlik cezası olarak, nazarında pek fenâ bir memlekete düşer. Bakar
ki, her yerde âciz bîçareler zorba, müthiş adamların ellerinden ve tahribâtlarından
vâveylâ ediyorlar. Bütün gezdiği yerlerde böyle hazîn, elîm bir hâli görür.
Bütün memleket bir mâtemhâne-i umûmi şeklini almış. Kendisi şu elîm ve
muzlim hâleti hissetmemek için sarhoşluktan başka çare bulamaz. Çünkü herkes
ona düşman ve ecnebî görünüyor. Ve ortalıkta dahi müthiş cenazeleri ve
me'yusâne ağlayan yetimleri görür. Vicdânı azap içinde kalır.
Diğeri hudâbîn, hudâperest ve hakendiş, güzel ahlâklı idi ki, nazarında
pek güzel bir memlekete düştü. İşte bu iyi adam, girdiği memlekette bir
umûmi şenlik görüyor. Her tarafta bir sürur, bir şehrâyin, bir cezbe ve
neşe içinde zikirhâneler… Herkes ona dost ve akrabâ görünür. Bütün memlekette
yaşasınlar ve teşekkürler ile bir terhisât-ı umûmiye şenliği görüyor. Hem
tekbir ve tehlîl ile mesrurâne ahz-ı asker için bir davul, bir mûsıkî sesi
işitiyor. Evvelki bedbahtın hem kendi, hem umum halkın elemi ile mütellim
olmasına bedel; şu bahtiyar hem kendi, hem umum halkın sürûru ile mesrur
ve müferrah olur, hem güzelce bir ticaret eline geçer. Allah'a şükreder.
Sonra döner, öteki adama rast gelir, hâlini anlar. Ona der: ...
Lokman
Öğüdü
Lokman ismi bize hep tıp ve şifayı çağrıştırır. "Lokman Hekim" diye
nam salmış bu büyük simaya dair kissalar da, hep bu minvalde seyreder.
Oysa Kur'ân-ı Hakîme baktığımızda, hususan Lokman Sûresini okuduğumuzda,
karşımıza bam başka bir Lokman (a.s.) tasviri çıkar. Bu sûrede, Lokman
Aleyhisselam, kendisine "hikmet" verilmis bir insan olarak anlatılır. Bu
hikmetin verilişindeki maksat ise, "şükür"dür. Kendisine, "Allah'a şukret"
diyerek hikmet verilmiştir.
Peki bu hikmet nedir? Lokman'a verilmiş bu hikmet, bildiğimiz "hekimlik"le
mi sınırlıdır? Lokman Aleyhisselam, sırf insanların maddî rahatsızlıklarına
derman vesilesi olduğu için mi büyük bir ünle anılmaktadır?
Sûrenin devamında, Lokman Aleyhisselam’ın oğluna, oğlunun şahsında tüm
insanlara verdiği öğütler, bizim Lokman tasvirimizin ne kadar dar, ne denli
sığ ve maddî kaldığını isbat eder mahiyettedir. Kur'ân'ın beyanı üzere,
Lokman'ın hekimliği, ona verilmiş "hikmet"in ancak bir cüz'üdür, bir yan
ürünüdür. O, esasen...
Risale-i Nur'lar, müsbet fen ilimlerinin yaradılıştan başlayarak kainat,
insan, astronomi, atom, madde ilişkileri, fen ve felsefe karşılaştırmaları,
biyolojik kavramlar -hatta botanik, zooloji ve mikrobiyoloji genellemeleriyle
dahi- tabiat, coğrafya, fizik, pisikoloji, sosyoloji ve metafiziğe kadar
ilim nev'inden her konuyu, satırlarına, ikna edici deliller, ispatlar,
dil ustalığı ve kabul ettiriciliğiyle nakşetmiştir.
Gökçe Ok, "Risale-i Nur'larda Fen
İlimleri Felsefesine Bakış Açısıyla İlgili Bir Deneme," Köprü, sayfa: 63,
Kış 1995.
|
Ey âsî kullarının hatalarını mağfiret etmek şanından olan Gafûr-u Rahîm,
Sen aczden ve şerikten münezzeh ve mukaddessin. Senden başka ilâh yok
ki bize imdad etsin. El-aman, el-aman! Bizi azap ateşinden ve Cehennemden
halâs et.
Ümit Şimşek, Risale-ı Nur Işığında
Cevşen Meali, Zafer Yayınları, Istanbul,
1992
İşin içine çok acı söz girdi mi, onun tadı tuzu kalmaz. Kendi fikrini
çok beğenip, arkadaşını daima isabetsiz görmek kıyamet alâmetidir. Nefsin
desiselerini açıklayan eserleri sık sık kendinize hitab ederek okumak bu
hastalığın yegâne devâ ve dermanıdır.
Zübeyir Gündüzalp, Nefis Muhasebesi,
Yeni Asya Neşriyat, İstanbul, 1996
|