6 Ağustos 1997, Çarşamba 

 Karıncayı emirsiz, arıyı ya'subsuz bırakmayan Kudret-i Ezeliye, elbette beşeri nebîsiz bırakmaz. Âlem-i şehâdetteki insanlara, inşikak-ı kamer, bir mu'cize-i Ahmediye (a.s.m) olduğu gibi, Mîrac dahi âlem-i melekuttaki melâike ve rûhâniyata karşı bir mu'cize-i kübrâ-i Ahmediyedir ki; nübüvvetinin velâyeti bu kerâmet-i bâhire ile ispat edilmiştir ve o parlak Zât, berk ve kamer gibi, melekûtta şûlefeşan olmuştur.
Bediüzzaman Said Nursi
 
Bediüzzaman Said Nursi, "Hakikat Çekirdekleri", Mektubat, sayfa:454,  Yeni Asya Neşriyat, Germany, 1994
 
 
 
 
sozler 
İkinci Söz

Îmanda ne kadar büyük bir saadet ve nîmet ve ne kadar büyük bir lezzet ve rahat bulunduğunu anlamak istersen,şu temsilî hikâyeciğe bak,dinle. 

Bir vakit, iki adam hem keyif, hem ticaret için seyahate giderler. Biri hodbîn,tâli'siz bir tarafa; diğeri hudâbîn, bahtiyar diğer tarafa sülûk eder, giderler. Hodbîn adam hem hodgâm, hem hodendiş, hem bedbîn olduğundan; bedbînlik cezası olarak, nazarında pek fenâ bir memlekete düşer. Bakar ki, her yerde âciz bîçareler zorba, müthiş adamların ellerinden ve tahribâtlarından vâveylâ ediyorlar. Bütün gezdiği yerlerde böyle hazîn, elîm bir hâli görür. Bütün memleket bir mâtemhâne-i umûmi şeklini almış. Kendisi şu elîm ve muzlim hâleti hissetmemek için sarhoşluktan başka çare bulamaz. Çünkü herkes ona düşman ve ecnebî görünüyor. Ve ortalıkta dahi müthiş cenazeleri ve me'yusâne ağlayan yetimleri görür. Vicdânı azap içinde kalır. 

Diğeri hudâbîn, hudâperest ve hakendiş, güzel ahlâklı idi ki, nazarında pek güzel bir memlekete düştü. İşte bu iyi adam, girdiği memlekette bir umûmi şenlik görüyor. Her tarafta bir sürur, bir şehrâyin, bir cezbe ve neşe içinde zikirhâneler… Herkes ona dost ve akrabâ görünür. Bütün memlekette yaşasınlar ve teşekkürler ile bir terhisât-ı umûmiye şenliği görüyor. Hem tekbir ve tehlîl ile mesrurâne ahz-ı asker için bir davul, bir mûsıkî sesi işitiyor. Evvelki bedbahtın hem kendi, hem umum halkın elemi ile mütellim olmasına bedel; şu bahtiyar hem kendi, hem umum halkın sürûru ile mesrur ve müferrah olur, hem güzelce bir ticaret eline geçer. Allah'a şükreder. Sonra döner, öteki adama rast gelir, hâlini anlar. Ona der: ... 


Ayna 
 
 Lokman Öğüdü  

Lokman ismi bize hep tıp ve şifayı çağrıştırır. "Lokman Hekim" diye nam salmış bu büyük simaya dair kissalar da, hep bu minvalde seyreder. Oysa Kur'ân-ı Hakîme baktığımızda, hususan Lokman Sûresini okuduğumuzda, karşımıza bam başka bir Lokman (a.s.) tasviri çıkar. Bu sûrede, Lokman Aleyhisselam, kendisine "hikmet" verilmis bir insan olarak anlatılır. Bu hikmetin verilişindeki maksat ise, "şükür"dür. Kendisine, "Allah'a şukret" diyerek hikmet verilmiştir. 

Peki bu hikmet nedir? Lokman'a verilmiş bu hikmet, bildiğimiz "hekimlik"le mi sınırlıdır? Lokman Aleyhisselam, sırf insanların maddî rahatsızlıklarına derman vesilesi olduğu için mi büyük bir ünle anılmaktadır? 

Sûrenin devamında, Lokman Aleyhisselam’ın oğluna, oğlunun şahsında tüm insanlara verdiği öğütler, bizim Lokman tasvirimizin ne kadar dar, ne denli sığ ve maddî kaldığını isbat eder mahiyettedir. Kur'ân'ın beyanı üzere, Lokman'ın hekimliği, ona verilmiş "hikmet"in ancak bir cüz'üdür, bir yan ürünüdür. O, esasen... 

 


Bediüzzaman ve Risale-i Nur hakkında Ne Dediler 

Risale-i Nur'lar, müsbet fen ilimlerinin yaradılıştan başlayarak kainat, insan, astronomi, atom, madde ilişkileri, fen ve felsefe karşılaştırmaları, biyolojik kavramlar -hatta botanik, zooloji ve mikrobiyoloji genellemeleriyle dahi- tabiat, coğrafya, fizik, pisikoloji, sosyoloji ve metafiziğe kadar ilim nev'inden her konuyu, satırlarına, ikna edici deliller, ispatlar, dil ustalığı ve kabul ettiriciliğiyle nakşetmiştir. 

Gökçe Ok, "Risale-i Nur'larda Fen İlimleri Felsefesine Bakış Açısıyla İlgili Bir Deneme," Köprü, sayfa: 63,  Kış 1995. 

 

 
Cevşenden Dualar 

 

Ya Gafiral Hatiat 
Ey âsî kullarının hatalarını mağfiret etmek şanından olan Gafûr-u Rahîm

Sen aczden ve şerikten münezzeh ve mukaddessin. Senden başka ilâh yok ki bize imdad etsin. El-aman, el-aman! Bizi azap ateşinden ve Cehennemden halâs et. 

Ümit Şimşek, Risale-ı Nur Işığında  Cevşen Meali, Zafer Yayınları, Istanbul, 1992  

Nefis Muhasebesi, Zübeyir Gündüzalp  

İşin içine çok acı söz girdi mi, onun tadı tuzu kalmaz. Kendi fikrini çok beğenip, arkadaşını daima isabetsiz görmek kıyamet alâmetidir. Nefsin desiselerini açıklayan eserleri sık sık kendinize hitab ederek okumak bu hastalığın yegâne devâ ve dermanıdır. 

Zübeyir Gündüzalp, Nefis Muhasebesi, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul, 1996