17 Ağustos 1997, Pazar 
 Birbirinden eşeff ve altâf, Kudretin çok âyineleri vardır; sudan havaya, havadan esîre, esîrden âlem-i misâle, âlem-i misâlden âlem-i ervâha, hattâ zamana, fikre tenevvü' ediyor. Hava âyinesinde, bir kelime, milyonlar kelimât olur. Kalem-i Kudret, şu sırr-ı tenâsülü pek acîb istinsah ediyor. 
İnikas, ya hüviyeti veya hüviyetle mâhiyeti tutar. Kesîfin timsalleri birer meyyit-i müteharriktir. Bir rûh-u nurânînin kendi âyinelerinde olan timsalleri, birer hayy-ı murtabıttır; aynı olmasa da, gayrı da değildir. 
 
Bediüzzaman Said Nursi
 
Bediüzzaman Said Nursi, "Hakikat Çekirdekleri", Mektubat, sayfa:455,  Yeni Asya Neşriyat, Germany, 1994
 
 
 
 Ayna 
Lokman Öğüdü 

Lokman ismi bize hep tıp ve şifayı çağrıştırır. "Lokman Hekim" diye nam salmış bu büyük simaya dair kissalar da, hep bu minvalde seyreder. Oysa Kur'ân-ı Hakîme baktığımızda, hususan Lokman Sûresini okuduğumuzda, karşımıza bam başka bir Lokman (a.s.) tasviri çıkar. Bu sûrede, Lokman Aleyhisselam, kendisine "hikmet" verilmis bir insan olarak anlatılır. Bu hikmetin verilişindeki maksat ise, "şükür"dür. Kendisine, "Allah'a şukret" diyerek hikmet verilmiştir. 

Peki bu hikmet nedir? Lokman'a verilmiş bu hikmet, bildiğimiz "hekimlik"le mi sınırlıdır? Lokman Aleyhisselam, sırf insanların maddî rahatsızlıklarına derman vesilesi olduğu için mi büyük bir ünle anılmaktadır? 

Sûrenin devamında, ... 


Küçük Sözler 

Namaz kılmak ve büyük günahları işlememek, ne derece hakiki bir vazife-i insaniye ve ne kadar fıtrî, münâsip bir netice-i hilkat-i beşeriye olduğunu görmek istersen; şu temsili hikayeciğe bak, dinle: 
     
Seferberlikte, bir taburda, biri muallem vazifeperver, diğeri acemi nefisperver iki asker beraber bulunuyordu. Vazifeperver nefer, talime ve cihâda dikkat eder, erzak ve tâyinâtını hiç düşünmezdi. Çünkü anlamış ki, onu beslemek ve cihazatını vermek, hasta olsa tedavi etmek, hatta indelhâce lokmayı ağzına koymaya kadar devletin vazifesidir. Ve onun asıl vazifesi tâlim ve cihaddır. Fakat, bazı erzak ve cihazat işlerinde işler: Kazan kaynatır, karavanayı yıkar, getirir... 
     
Ona sorulsa,   ... 
 


Bediüzzaman ve Risale-i Nur hakkında Ne Dediler 

Üstad Bediüzzaman'ın hayatı birbirinden ayrı özellikler taşıyan cihâd tarzlarını ihtiva etmektedir. Ancak şartlar değişse de, olaylar farklılaşsa da cihâdına devam etmiştir. Dolayısı ile olayların değişmesi ile cihad şekli de değişmiştir.

Prof. Dr. Ali el-Kattani, "Bediüzzaman'ın düşüncesinde cihad", 3. Uluslarası Bediüzzaman Sempozyumu, Istanbul, 1995. 
 

 
Cevşenden Dualar 

 

Ya hayral Hamidîn 
 
Ey hâmidlerin hamdlerini en hayırlı surette mikafatlandıran ve bir teveccüh-ü rahmeti ve rızâsı bütün kâinatın bütün medih ve senâlarından hayırlı olan Hayru'l-Hâmidîn, 

Sen aczden ve şerikten münezzeh ve mukaddessin. Senden başka ilâh yok ki bize imdad etsin. El-aman, el-aman! Bizi azap ateşinden ve Cehennemden halâs et. 

Ümit Şimşek, Risale-ı Nur Işığında  Cevşen Meali, Zafer Yayınları, Istanbul, 1992  

Nefis Muhasebesi, Zübeyir Gündüzalp  

Tenkitçi, kusurları piyasaya çıkarıcı kimselerin dostluğunda bulunup da, eğer ona kapılmamışsan, Ahlâk-ı Muhammediye (a.s.m.), evliyâ, suleha ve ulemanın İslâm ahlâkı ve edebi hakkındaki eserlerini mütalâa ettikten, ilim ve hikmet tetebbuatında bulunduktan sonra, onların hal ve kallerini; hısım, akraba, çoluk-çocuklarına karşı muamelelerini; din kardeşleri ve dâvâ arkadaşlarına olan hatt-ı hareketlerini; ibadet, itaat ve takva hususundaki vaziyetlerini tetkik et ve gör. Eğer sen ilim, irfan, kemalât, fazilet, edep, terbiye, ahlâk ve hayâ, azimet ve takvâ ehli olarak o eserlerinden müstefid olmuşsan, hemen dergâh-ı İlâhiye el açıp, "Aman yâ Rab!.. Tenkitçi, kusur arayıcı, kusur görücü ve gıybetçi olmak felâketinden Sana sığınıyorum. Beni bu âfetlerden muhafaza eyle. Âmin" diyerek göz yaşları dökeceksin. 

Zübeyir Gündüzalp, Nefis Muhasebesi, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul, 1996