Lokman
Öğüdü
Lokman ismi bize hep tıp ve şifayı çağrıştırır. "Lokman Hekim" diye
nam salmış bu büyük simaya dair kissalar da, hep bu minvalde seyreder.
Oysa Kur'ân-ı Hakîme baktığımızda, hususan Lokman Sûresini okuduğumuzda,
karşımıza bam başka bir Lokman (a.s.) tasviri çıkar. Bu sûrede, Lokman
Aleyhisselam, kendisine "hikmet" verilmis bir insan olarak anlatılır. Bu
hikmetin verilişindeki maksat ise, "şükür"dür. Kendisine, "Allah'a şukret"
diyerek hikmet verilmiştir.
Peki bu hikmet nedir? Lokman'a verilmiş bu hikmet, bildiğimiz "hekimlik"le
mi sınırlıdır? Lokman Aleyhisselam, sırf insanların maddî rahatsızlıklarına
derman vesilesi olduğu için mi büyük bir ünle anılmaktadır?
Sûrenin devamında, ...
Namaz kılmak ve büyük günahları işlememek, ne derece hakiki bir vazife-i
insaniye ve ne kadar fıtrî, münâsip bir netice-i hilkat-i beşeriye olduğunu
görmek istersen; şu temsili hikayeciğe bak, dinle:
Seferberlikte, bir taburda, biri muallem vazifeperver, diğeri acemi nefisperver
iki asker beraber bulunuyordu. Vazifeperver nefer, talime ve cihâda dikkat
eder, erzak ve tâyinâtını hiç düşünmezdi. Çünkü anlamış ki, onu beslemek
ve cihazatını vermek, hasta olsa tedavi etmek, hatta indelhâce lokmayı
ağzına koymaya kadar devletin vazifesidir. Ve onun asıl vazifesi tâlim
ve cihaddır. Fakat, bazı erzak ve cihazat işlerinde işler: Kazan kaynatır,
karavanayı yıkar, getirir...
Ona sorulsa, ...
Üstad Bediüzzaman'ın hayatı birbirinden ayrı özellikler taşıyan cihâd
tarzlarını ihtiva etmektedir. Ancak şartlar değişse de, olaylar farklılaşsa
da cihâdına devam etmiştir. Dolayısı ile olayların değişmesi ile cihad
şekli de değişmiştir.
Prof. Dr. Ali el-Kattani, "Bediüzzaman'ın
düşüncesinde cihad", 3. Uluslarası Bediüzzaman Sempozyumu, Istanbul, 1995.
|
Ey hâmidlerin hamdlerini en hayırlı surette mikafatlandıran ve bir
teveccüh-ü rahmeti ve rızâsı bütün kâinatın bütün medih ve senâlarından
hayırlı olan Hayru'l-Hâmidîn,
Sen aczden ve şerikten münezzeh ve mukaddessin. Senden başka ilâh yok
ki bize imdad etsin. El-aman, el-aman! Bizi azap ateşinden ve Cehennemden
halâs et.
Ümit Şimşek, Risale-ı Nur Işığında
Cevşen Meali, Zafer Yayınları, Istanbul,
1992
Tenkitçi, kusurları piyasaya çıkarıcı kimselerin dostluğunda bulunup
da, eğer ona kapılmamışsan, Ahlâk-ı Muhammediye (a.s.m.), evliyâ, suleha
ve ulemanın İslâm ahlâkı ve edebi hakkındaki eserlerini mütalâa ettikten,
ilim ve hikmet tetebbuatında bulunduktan sonra, onların hal ve kallerini;
hısım, akraba, çoluk-çocuklarına karşı muamelelerini; din kardeşleri ve
dâvâ arkadaşlarına olan hatt-ı hareketlerini; ibadet, itaat ve takva hususundaki
vaziyetlerini tetkik et ve gör. Eğer sen ilim, irfan, kemalât, fazilet,
edep, terbiye, ahlâk ve hayâ, azimet ve takvâ ehli olarak o eserlerinden
müstefid olmuşsan, hemen dergâh-ı İlâhiye el açıp, "Aman yâ Rab!.. Tenkitçi,
kusur arayıcı, kusur görücü ve gıybetçi olmak felâketinden Sana sığınıyorum.
Beni bu âfetlerden muhafaza eyle. Âmin" diyerek göz yaşları dökeceksin.
Zübeyir Gündüzalp, Nefis Muhasebesi,
Yeni Asya Neşriyat, İstanbul, 1996
|