31 Ağustos 1997, Pazar  
Bütün ihtilâlât ve fesâdın asıl mâdeni ve bütün ahlak-ı rezilenin muharrik ve menbâı tek iki kelimedir:
Birinci Kelime: "Ben tok olsam, başkası açlıktan ölse bana ne."
İkinci Kelime: "İstirahatim için zahmet çek; sen çalış, ben yiyeyim."
Birinci kelimenin ırkını kesecek tek bir devâsı vardır ki, o da vücûb-u zekâttır. İkinci kelimenin devâsı, hurmet-i ribâdır. Adalet-i Kur'âniye, âlem kapısında durup, ribâya "yasaktır girmeye hakkın yoktur" der. Beşer bu dinlemedi, büyük bir sille yedi. Daha müthişini yemeden, dinlemeli!
 
Bediüzzaman Said Nursi
 
Bediüzzaman Said Nursi, "Hakikat Çekirdekleri", Mektubat, sayfa:456,  Yeni Asya Neşriyat, Germany, 1994
 
bir ayet 
 
 Bakara Sûresi, 2:60
Meâli:
60.Musa (çölde) kavmi için su istemişti de biz ona: Değneğinle taşa vur! demiştik. Derhal (taştan) oniki kaynak fışkırdı. Her bölük, içeceği kaynağı bildi. (Onlara) Allah'ın rızkından yeyin, için, sakın yeryüzünde bozgunculuk etmeyin, dedik.
 
"Kur'an-ı Kerim ve Türkçe Meali" , Prof. Dr. Ali ÖZEK, Prof. Dr. Hayrettin KARAMAN, v.d. sayfa: 8 ,Hâdimül harameyniş-şerifeyn Kral Fehd Musahaf-ı Şerif Basım Kurumu, Medine-i Münevvere, 1992.
Risale-i Nur'da geçen yerler:
...
 

 
Küçük Sözler
Beşinci Söz 
 Namaz kılmak ve büyük günahları işlememek, ne derece hakiki bir vazife-i insaniye ve ne kadar fıtrî, münâsip bir netice-i hilkat-i beşeriye olduğunu görmek istersen; şu temsili hikayeciğe bak, dinle: 

Seferberlikte, bir taburda, biri muallem vazifeperver, diğeri acemi nefisperver iki asker beraber bulunuyordu. Vazifeperver nefer, talime ve cihâda dikkat eder, erzak ve tâyinâtını hiç düşünmezdi. Çünkü anlamış ki, onu beslemek ve cihazatını vermek, hasta olsa tedavi etmek, hatta indelhâce lokmayı ağzına koymaya kadar devletin vazifesidir. Ve onun asıl vazifesi tâlim ve cihaddır. Fakat, bazı erzak ve cihazat işlerinde işler: Kazan kaynatır, karavanayı yıkar, getirir... 

     
Ona sorulsa,   ... 
 

Bediüzzaman ve Risale-i Nur hakkında Ne Dediler 
İslam güneşinin ışıkları Nur risaleleri üzerinden kalbimi aydınlatmaya başladı. Felâh buldum. Kalbimde güller açtı. Yaşamaktan seviçliydim. İçimdeki sevinci, ah, bir bilseniz...Anlatamam ifadelerle.

Bir üniversite öğrencisi, Köprü, sayfa: 3, Kış 1995. 

 
Cevşenden Dualar 

  

 
Ey âsâr ve ef'âlinde rahmetlerin en lâtif cilvesini gösteren Hannân, 

Sen aczden ve şerikten münezzeh ve mukaddessin. Senden başka ilâh yok ki bize imdad etsin. El-aman, el-aman! Bizi azap ateşinden ve Cehennemden halâs et. 

Ümit Şimşek, Risale-ı Nur Işığında  Cevşen Meali, Zafer Yayınları, Istanbul, 1992  

Nefis Muhasebesi, Zübeyir Gündüzalp  

Müşterek bir işte çalışan şahıslar, dinî veya dünyevî bir müessese mensupları müdavele-i efkâr yaparlarken, kendi fikrini mutlak bir isabet bilmesi, diğer arkadaşlarının fikirlerini daima isabetsiz görmesi, müessese arkadaşlarının reylerini hakir bulmasıdır. Kendi fikirleri ile yapılan işlerin zararlı ve iflasa doğru gittiğini hatırlatan en yakın arkadaşlarına yüz çevirmesi, müessesenin maddî imkânlarını elinde bulunması, şubelerdeki işin içyüzünden haberi olmayanların teveccühüne aldanmasıdır. Müesseseye sekiz-on işte şahsî kanaatinden ve başka arkadaşların fikirlerinden zararlar gelince de bir takım teviller yoluna sapmak, telaşsız görünerek kendi cebindekini değil, umumun hukukunu zayi etmesidir. 
 

Zübeyir Gündüzalp, Nefis Muhasebesi, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul, 1996