3 Eylül  1997, Çarşamba  
Mâziye, mesâibe kader nazarıyla ve müstakbale, meâsiye teklif noktasında bakmak lâzımdır. Cebir ve îtizal, burada barışırlar.
 
 
Bediüzzaman Said Nursi, "Hakikat Çekirdekleri", Mektubat, sayfa:457,  Yeni Asya Neşriyat, Germany, 1994
 
Makale 
Mutlak Gerçeklik
Yolunda Bilim ve Din 
Muhammed Bozdağ 

Aleme gözünü açan insan kendini hayatı boyunca sürecek çözümlemelerle karşı karşıya bulur. İnsan nedir, içinde yaşanılan alem nedir, sistemli olarak işleyen bu alemin geçmişi-varsa geleceği- ve sonu nasıl kavranılabilir? Asırlar boyunca insanoğlu aleme vücut veren müdahil bir yaratıcı kudreti tanımakla, alemin vücudunu kendine irca etmek gibi iki yol arasında muhtelif çizgiler oluşturarak bugüne geldi. 

Eşyanın içini, dışını-mekânsal olarak cismani ve varsa cisim ötesi bütün boyutlarını zaman boyutuyla birlikte tanıtabilecek “mutlak gerçeklikte” bir kozmolojinin ortaya konulması bütün dinlerde olduğu kadar bütün felsefelerde -pek tabii ki bilim felsefesinde de en önemli konu olmuştur. 

‘İlimin(bilginin) kaynaklarından olan “bilim” ve “din” tartışılırken zaman zaman bilimin eşyanın “nasıl oluyor”una cevap verdiği, dinin ise “niçin oluyor”u açıkladığı ileri sürülerek bir ayrım ortaya konur. Gerçekte din -dini mutlak hakikati kavramamızı sağlayan islam anlamında kullanıyoruz- eşyanın niçini kadar “nasıl”ına da ışık tutarken bilim  ... 


sozler 
İkinci Söz

Îmanda ne kadar büyük bir saadet ve nîmet ve ne kadar büyük bir lezzet ve rahat bulunduğunu anlamak istersen,şu temsilî hikâyeciğe bak,dinle. 

Bir vakit, iki adam hem keyif, hem ticaret için seyahate giderler. Biri hodbîn,tâli'siz bir tarafa; diğeri hudâbîn, bahtiyar diğer tarafa sülûk eder, giderler. Hodbîn adam hem hodgâm, hem hodendiş, hem bedbîn olduğundan; bedbînlik cezası olarak, nazarında pek fenâ bir memlekete düşer. Bakar ki, her yerde âciz bîçareler zorba, müthiş adamların ellerinden ve tahribâtlarından vâveylâ ediyorlar. Bütün gezdiği yerlerde böyle hazîn, elîm bir hâli görür. Bütün memleket bir mâtemhâne-i umûmi şeklini almış. Kendisi şu elîm ve muzlim hâleti hissetmemek için sarhoşluktan başka çare bulamaz. Çünkü herkes ona düşman ve ecnebî görünüyor. Ve ortalıkta dahi müthiş cenazeleri ve me'yusâne ağlayan yetimleri görür. Vicdânı azap içinde kalır. 

Diğeri hudâbîn, hudâperest ve hakendiş, güzel ahlâklı idi ki, nazarında pek güzel bir memlekete düştü. İşte bu iyi adam, girdiği memlekette bir umûmi şenlik görüyor. Her tarafta bir sürur, bir şehrâyin, bir cezbe ve neşe içinde zikirhâneler… 


Bediüzzaman ve Risale-i Nur hakkında Ne Dediler
Said Nursi’nin görüşlerinin bir açıdan İslâm dininin ana kurallarına ve Türkiye’nin ihtiyacı olan gelişim çizgisine ters düştüğüne inanmam, kendisinin kendi ölçülerinde uygun ve değerli saydığı ideali uğruna, yılmadan çaba göstermesini takdir etmeme engel değildir. Gerçekten de, Said Nursi’nin bir ömür boyu, inancı uğruna kavga verişini, uğraşısını salt bu açıdan takdir etmişimdir. 

Prof. Dr. Çetin Özek, Köprü, sayfa:78, Kış 1995. 

 
Cevşenden Dualar 

 

Ya Gufran 
Ey dergâh-ı rahmeti, af ve mağfireti her günahkarın ve her âsînin tahassungâhı olan Gufrân, 

Sen aczden ve şerikten münezzeh ve mukaddessin. Senden başka ilâh yok ki bize imdad etsin. El-aman, el-aman! Bizi azap ateşinden ve Cehennemden halâs et. 

Ümit Şimşek, Risale-i Nur Işığında  Cevşen Meali, Zafer Yayınları, Istanbul, 1992  

Nefis Muhasebesi, Zübeyir Gündüzalp  
Müteaddit defalar bir iş hususunda münakaşa edilir; meşveret ve müdavele-i efkâr adı ile söze oturulur. Münakaşa ve kavga ile kalkılır. Bu kavgamsı konuşmada herkes heyecanlanır. Hisler heyecana gelir. Biri diğerine, diğeri ötekine hakaretli sözler sarf eder. İlk defa birisi hakaret eder, diğeri de misilleme yapar. Birinci hakaret edip kalb kıranı kasdederek, "Birinci bana şöyle dedi, ben de ona öyle dedim" der. Bu beş-altı defa tekerrür edince, artık en yakın dava arkadaşına ikincisi küskün durur. Bu küskünlüğü gören ikinci birinciden soğur. İkinci ile üçüncü birleşir. Birincinin gıyabında konuşa konuşa, artık o da haricîlerin müşfiki, can kardeşine küsücü olmuştur. Artık birincinin hakkında tenkitler ve kusurları sayıp dökmeler başlamıştır. 

Zübeyir Gündüzalp, Nefis Muhasebesi, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul, 1996