Kevser Kime Verilir?
Kur'an ayetlerini okurken, insan ifadelerdeki netliği ve kısalığı kolaylıkla
farkeder. Alemlerin Rabbi, o alemler içinde yarattığı, idrak ve şuur verdiği
kullarına konuşmakta; o kulların neyi ne kadar anlayacağını koca bir kainatın
işaret ettiği sonsuz ilmiyle bildiği için, fazladan tek bir kelime bile
sarfetmemektedir. İnsanın belirsiz veya genel kaldığında saptırmaya yöneleceği
emirler yüklü ayetlerde herşey bir belirsizliğe konu olmayacak şekilde
ayrıntılarıyla anlatılırken, çoğu Kur'an ayeti kısadır. Kısalığıyla birlikte
yarım, eksik ve müphem değil; açık ve nettir. Nokta kadarcık bir incir
çekirdeğine koca bir ağacın proğramını yazan, o kısacık ifadelere de dağ
gibi manalar yükler. O kısacık ifadeler, bize ondört asırdır yeniden yeniye
keşfedilen sayısız manalar ve hikmetler sunar.
Bu, böyledir.
Kevser ...
Üçüncü
Söz
İbadet, ne büyük bir ticaret ve saadet; fısk ve sefahet,
ne büyük bir hasaret ve helaket olduğunu anlamak istersen, şu temsili hikayeciğe
bak, dinle:
Bir vakit iki asker, uzak bir şehre gitmek için
emir alıyorlar. Beraber giderler. Tâ yol ikileşir. Bir adam orada bulunur.
Onlara der;
"Şu sağdaki yol…
Bunca zaman geçmesine rağmen Bediüzzaman'ın ne "bilgi"li aydın kesimimiz,
ne de "hikmet"li "ilim" kesimimiz tarafından anlaşılamaması, aydınımızın
Batı'yı bilmemesi ve Bediüzzaman gibi onlarca son derece "marjinal" birine
kafa yormanın lüks sayılması; "hikmet"li kesimimizin ise bu tip konularla
ilgilenmeye henüz yeni başlamasına bağlanabilir. Özellikle "hikmet"li kesimimizin
Hegel ve Weber gibi Batı'lı dehalarla ilgilenmeye başlaması zorunlu olarak
Bediüzzaman'ı da gündemlerine almalarını sağlayacaktır.
Doç. Dr. Bünyamin Duran, "İman Safhasından
Şeriat Safhasına; Ya da Esnaf İslamından Seçkinci (Müçtehid) İslamına,"
Köprü, sayfa: 40, Kış 1995.
|
Ey vücub-u vücudunun ve vahdâniyetinin ve sıfat ve esmasının delilleri
bütün kainatta ve herbir mevcudatta zâhir olan Burhan,
Sen aczden ve şerikten münezzeh ve mukaddessin. Senden başka ilâh yok
ki bize imdad etsin. El-aman, el-aman! Bizi azap ateşinden ve Cehennemden
halâs et.
Ümit Şimşek, Risale-i Nur Işığında
Cevşen Meali, Zafer Yayınları, Istanbul,
1992
İslâm muaşeret, edep ve terbiyesine riayet etmeden, nefis ve tehevvürüne
kapılarak, dahilî hizmet mensuplarına hariçtekilere dahi yapılmayacak bed
muameleyi yapmaktır. Bu kötü hissiyat zararlı netice doğurunca, "Ben sebep
oldum, özür dilerim" olgunluğunu göstermeyerek, zararlı neticeyi acib bir
halet-i ruhiye ile karşısındaki arkadaşına yüklemektir. Taraflar dahi şahısların
umumunun alâkadar olduğu umumî bir meselede, iki taraf da birbirini sabit
fikirlilikle itham ederek, müessese hizmetine dinamit koyarak umumun zararına
sebep olmalarıdır.
Zübeyir Gündüzalp, Nefis Muhasebesi,
Yeni Asya Neşriyat, İstanbul, 1996
|