. 
17 Eylül 1997
Çarşamba
 
  
 
Kazinim Gulecyuz 
 
Birbirimizi anlayalım 

Diğer birçok konuda olduğu gibi, sekiz yıllık eğitim tartışmalarının da ...



Risale-i Nur Nedir? 
Neden, senin Kur’ân’dan yazdığın Sözler’de bir kuvvet, bir tesir var? Ki, müfessirlerin ve âriflerin sözlerinde nâdiren bulunur. Bâzan bir satırda, bir sayfa kadar kuyvet var; bir sayfada bir kitap kadar tesir bulunuyor.” 

Elcevap: Güzel bir cevaptır. Şeref, i’eâzı Kur’ân’a âit olduğundan ve bana âit olmadığından, bilâpervâ derim: Ekseriyet itibâriyle öyledir. Çünkü, yazılan Sözler tasavvur değil, tasdiktir; teslim değil, îmandır; mârifet değil, şehâdettir, şuhuddur; .taklit değil, tahkîktir; iltizam değil, iz’andır; tasavvuf değil, hakîkattir; dâvâ değil, dâvâ içinde bürhandır. 

Şu sırrın hikmeti budur ki: 

Eski zamanda, esâsât-ı îmâniye mahfuzdu, teslim kavî idi. Teferruâtta, ârillerin mârifetleri delilsiz de olsa, beyânâtları makbul idi. Fakat, şu zamanda dalâlet-i fenniye, elini esâsâta ve erkâna uzatmış olduğundan, her derde lâyık devâyı ihsan eden Hakîm-i Rahîm olan Zât-ı Zülcelâl, Kur’ân-ı Kerim’in en parlak mazhar-ı i’câzından olan temsilâtından bir şûlesini, acz ve zaafıma, fakr ve ihtiyacıma merhameten, hizmet-i Kur’ân’a âit yazılarıma ihsanetti. Felillâhilhamd, sırr-ı temsil dürbünüyle en uzak hakikatler gâyet yakın gösterildi. Hem, sırr-ı temsil cihetü’1-vahdetiyle en dağınık meseleler toplattırıldı. Hem, sırr-ı temsil merdiveniyle en yüksek hakîkate kolaylıkla yetiştirildi. Hem, sırr-ı temsil penceresiyle hakâik-ı gaybiyeye, esâsâtı Islâmiyeye şuhûda yakın bir yakîn-i îmâniye hâsıl oldu. Akıl ile beraber vehim ve hayal, hattâ nefis ve hevâ teslime mecbur olduğu gibi, şeytan dahi teslim-i silâha mecbur oldu. 

Elhasıl: Yazılarımda ne kadar güzellik ve tesir bulunsa, ancak temsilât-ı Kur’âniyenin lemeâtındandır. Benim hissem yalnız şiddet-i ihtiyacımla taleptir ve gâyet aczimle tazarrüumdur. Dert benimdir, devâ Kur’ân’ındır. Mektûbât, s. 365

 
Cevşenden Dualar 

Ya men lâ yeğtedî ala ehli memleketihî 
Ey memleketinin ahalisine zulmetmekten ve hukukları zâyi etmekten hadsiz derecede münezzeh olan ve hiçbir zulüm hiçbir vecihle Ona yanaşamadığını âhiretin icadıyla gösteren Zât-ı Âdil-i Rahîm, 

Sübhaneke ya lailâhe illa Entel Emanül Eman hallisna minen nar 
Sen aczden ve şerikten münezzeh ve mukaddessin. Senden başka ilâh yok ki bize imdad etsin. El-aman, el-aman! Bizi azap ateşinden ve Cehennemden halâs et. 

Ümit Şimşek, Risale-i Nur Işığında  Cevşen Meali, Zafer Yayınları, Istanbul, 1992  
 

Nurdan Bir Damla Şehit kendini hay bilir. Fedâ ettiği hayatı, sekerâtı tatmadığından, gayr-i münkatı' ve bâkî görüyor. Yalnız daha nezih olarak buluyor.
Bediüzzaman Said Nursi
 
Bediüzzaman Said Nursi, "Hakikat Çekirdekleri", Mektubat, sayfa:458,  Yeni Asya Neşriyat, Germany, 1994
 

Nefis Muhasebesi, Zübeyir Gündüzalp  

İnsaf dinin yarısıdır.

Zübeyir Gündüzalp, Nefis Muhasebesi, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul, 1996