Bediüzzaman Said Nursî, yüzyılımızın yetiştirdiği önde gelen İslâm mütefekkirlerinden
biridir. 1876'da Bitlis'in Hizan kazâsına bağlı İsparit nâhiyesinin Nurs
köyünde dünyaya gelmiş, 23 Mart 1960'da Şanlıurfa'da Hakkın rahmetine kavuşmuştur.
Keskin zekâsı, hârikulâde hâfızası ve üstün kâbiliyetleriyle çok küçük
yaşlardan itibâren dikkatleri üzerinde toplayan Said Nursî, normal şartlar
altında yıllar süren klasik medrese eğitimini üç ay gibi kısa bir zamanda
tamamlamıştır.Gençlik yıllarını alabildiğine haraketli bir tahsil hayatı
ile değerlendirmiş; ilimdeki üstünlüğünü, devrinin ulemâsıyla çeşitli zeminlerde
yaptığı münâzaralarda fiilen ispatlamıştır. Bu meziyetleriyle ilim çevresine
kendisini kabul ettirerek, "Bediüzzaman" , yani "çağın eşsiz güzelliği"
lâkabı ile anılmaya başlamıştır...
Müceddid-i Elf-i Sânî Imâm-ı Rabbânî
Ahmed-i Fâruki ders verirken diyordu: “Bütün tarikatlerin en mühim neticesi
hakâik-ı imâniyenin
inkişâfıdır. Ve birtekmesele-i imâniyenin vuzuh ile inkişâfı, bin kerâmâta
ve ezvâka müreccahtır.”Hem, diyordü: “Eski zamanda büyük zâtlar demişler
ki, `Mütekellimînden ve ilm-i kelâm ulemâsından birisi gelecek, bütün hakâik-ı
îmâniye ve islâmiyeyi
delâil-i akliye ile kemâl-i vuzuhla ispat edecek.’ Ben istiyorum ki, ben
o olsam, belki Haşiye o adamım diye. Îman ve Tevhid, bütün kemâlât-ı insâniyenin
esâsı, mâyesi, niıru, hayatı olduğunu ve düsturu, tefekkürât-ı îmâniyeye
âit bulunması ve Nakşî tarîkatinde hafi zikrin ehemmiyeti ise, bu çok kıymettar
tefekkürün bir nevi olmasıdır” diye tâlim ederdi.
Mâdem bu kahraman imam böyle diyor
ve mâdem bir zerre kuwet-i imâniyenin ziyâdeleşmesi bir batman mârifet
ve kemâlâttan daha
kıymetlidir ve yüz ezvâkın balından daha tatlıdır; ve mâdem bin seneden
beri îman ve Kur’ân aleyhinde terâküm eden Avrupa feylesoflarının itirazları
ve şüpheleri yol bulup ehl-i îmâna hücum ediyor ve bir saadet-i ebediyenin
ve bir hayat-ı bâkiyenin ve bir
Cennet-i dâimenin anahtarı, medârı, esâsı olan erkân-ı îmâniyeyi sarsmak
istiyorlar; elbette herşeyden evvel îmânımızı taklitten tahkîka çevirip,
kuwetlendirmeliyiz. Ayetü’l-Kübrâ,
s.139-140. |
Ey dergâh-ı rahmeti, af ve mağfireti her günahkarın ve her âsînin tahassungâhı
olan Gufrân,
Sen aczden ve şerikten münezzeh ve mukaddessin. Senden başka ilâh yok
ki bize imdad etsin. El-aman, el-aman! Bizi azap ateşinden ve Cehennemden
halâs et.
Ümit Şimşek, Risale-i Nur Işığında
Cevşen Meali, Zafer Yayınları, Istanbul,
1992
Eskiden beri İ'lâ-yı Kelimetullâhı ve bekâ-i istiklâliyeti
ve İslâm için farz-ı kifâye-i cihâdı deruhte ile kendini, yekvücud olan
âlem-i İslâma fedaya vazifedar ve Hilâfete bayraktar görmüş olan bu devleti-i
İslâmiyenin felâketi, âlem-i İslâmın saadet ve hürriyet-i müstakbelesiyle
telâfi edilecektir. Zira şu musibet, mâye-i hayatımız olan uhuvvet-i İslâmiyenin
inkişafını hârikulade tâcil etti.
Bediüzzaman Said Nursi
Bediüzzaman Said Nursi, "Hakikat
Çekirdekleri", Mektubat, sayfa:459, Yeni Asya Neşriyat, Germany, 1994
Hiç bir şey ilim ve hilimden daha efdal olarak toplanmıi değildir.
Zübeyir Gündüzalp, Nefis Muhasebesi,
Yeni Asya Neşriyat, İstanbul, 1996
|