Çiğ
tanelerini toplayan rugosomlar (2)
Rugosumların kollektif bir çalışma sonucu kilden yapmış oldukları koni
şeklindeki su biriktirme depolarındaki akılcılık, sadece şekliyle de sınırlı
kalmaz. ...
İlm-i mantıkta “kaziye-i makbûle”
tâbir ettikleri (yani büyük zâtların, delilsiz, sözlerini kabul etmektir),
mantıkça yakin
ve katiyeti ifâde etmiyor. Belki, zann-ı gâliple kanaat verir. Ilm-i mantıkta,
“bürhân-ı yakînî” hüsn-ü zanna ve makbul şahıslara bakmıyor. Cerh edilmez
delile bakar ki; bütün Risâle-i Nur hüccetleri, bu bürhân-ı yakini kısmındandır.
Çünkü ehl-i velâyetin
amel ve ibâdet ve sülûk ve riyâzetle gördüğü hakîkatler ve perdeler arkasında
müşâhede ettikleri, hakâik-ı imâniye. Aynen onlar gibi, Risâle-i Nur, ibâdet
yerinde ilim içinde hakîkate bir yol açmış; sülük ve evrad yerinde, mantıki
bürhanlarla ilmi hüccetler
içinde hakîkatü’1-hakâika yol açmış; ve ilm-i tasavvuf ve tarikat yerinde,
doğrudan doğruya ilm-i kelâm içinde ve ilm-i akîde ve usûlü’d-din içinde
bir velâyet-i kübrâ yolunu açmtş ki, bu asrın hakîkat ve tarîkat cereyanlarına
galebe çalan felsefi dalâletlere
galebe ediyor; meydandadır.
Teşbihte hatâ olmasın; nasıl ki Kur’ân’ın
gâyet kuvvetli ve mantıkî hakîkati sâir dinleri felsefe-i tabüyenin savletinden
ve galebesinden kurtarıp onlara bir nokta-i istinad oldu, taklidî ve aklın
haricindeki usiıllerini
de bir derece muhâfaza etti; aynen öyle de, bu zamanda onun bir mu’cizesi
ve nûru olan Risâle-i Nur dahi felsefe-i maddiyeden gelen dehşetli dalâlet-i
ilmiyeye lcarşı, avâm-ı ehl-i îmânın, taklidî olan îmanlarırıı, o dalâlet-i
ilmiyenin savletinden kurtarıp,
umum ehl-i imâna bir noktai istirıad ve yakın ve uzaklarda olanlara dahi,
zaptedilmez bir kale hükmüne geçmiştir ki; bu emsâlsiz dehşetli dalâletler
içinde, yine avâm-ı mü’mininin imânını şüphelerden ve islâmiyetini hakikatsizlik
vesveselerinden muhâfaza
ediyor.
Evet, her tarafta, hattâ Hint ve Çin’de,
ehl-i iman bu zamanın çok dehşetli dalâletinin galebesinden, “Acaba Islâmiyette
bir hakikatsizlik mi var ki, sarsılmış” diye şüpheye ve vesveseye düştüğü
vakit, birden işitir ki, bir risâle çıkmış; imânın
bütün hakikatlerini kati ispat eder, felsefeyi mağlnp edip zındıkayı susturuyor,
diye anlar. Birden o şüphe ve vesvese zâil olup îmânı kurtulur ve kuvvet
bulur. Emirdağ
Lâhikası-I, s.90. |
Ey azamet-i kudretine bütün mevcûdât mütevâzıâne teslim olan Zât-ı
Zülcelâl,
Sen aczden ve şerikten münezzeh ve mukaddessin. Senden başka ilâh yok
ki bize imdad etsin. El-aman, el-aman! Bizi azap ateşinden ve Cehennemden
halâs et.
Ümit Şimşek, Risale-i Nur Işığında
Cevşen Meali, Zafer Yayınları, Istanbul,
1992
Şimdilik İstanbul siyaseti, İspanyol hastalığı gibi bir
hastalıktır.
Bediüzzaman Said Nursi
Bediüzzaman Said Nursi, "Hakikat
Çekirdekleri", Mektubat, sayfa:459, Yeni Asya Neşriyat, Germany, 1994
Merhamet tohumunu eken, muhakkak huzur ve saadet meyvesini elde eder.
Zübeyir Gündüzalp, Nefis Muhasebesi,
Yeni Asya Neşriyat, İstanbul, 1996
|