BİR FIKRA:
Padişahın biri bir rüya görmüş. Tabircilerden kime sormuşsa "Sultanım
bütün yakınlarınızın ölümünü göreceksiniz" demişler. ...
Evliyâ dîvanlarını ve ulemânın kitaplarını
çok mütâlâa eden bir kısım zâtlar
tarafından soruldu: “Risâleti’n-Nur’un verdiği zevk ve şevk ve iman ve
iz’an onlardan çok kuvvetli olmasının sebebi nedir?”
Elcevap: Eski mübârek zâtların
ekseri dîvanları ve ulemânın bir kısım risâleleri îmânın ve mârifetin neticelerinden
ve meyvelerinden
ve feyizlerinden bahsederler. Onların zamanlarında îmânın esâsâtına ve
köklerine hücum yoktu ve erkân-ı iman sarsılmıyordu. Şimdi ise köklerine
ve erkânına şiddetli ve cemaatli bir snrette taarruz var.
O divanlar ve risâlelerin çoğu has
mü’minlere ve
fertlere hitap ederler; bu zamanın dehşetli taarruzunu def edemiyorlar.
Risâleti’n-Nur ise, Kur’ân’ın bir mânevî mu’cizesi olarak îmânın esâsâtını
kurtarıyor ve mevcut îmandan istifâde cihetine değil, belki çok deliller
ve parlak bürhanlar ile, imânın ispatına
ve tahkîkine ve muhâfazasına ve şübehâttan kurtarmasına hizmeı ettiğinden,
herkese bu zamanda ekmek gibi, ilâç gibi lüzumu var olduğunu dikkatle bakanlar
hükmediyorlar.
O dîvanlar derler ki: “Veli ol, gör.
Makâmata çık, bak; nurları, feyizleri al.”Risâleti’n-Nur
ise der: “Her kim olursan ol; bak, gör, yalnız gözünü aç, hakikati müşâhede
et, saadet-i ebediyenin anahtarı olan îmânını kurtar.”
Risâleti’n-Nur, en evvel tercümânının
nefsini iknâa çalışır, sonra başkalara bakar. Elbette nefs-i emmâresini
tam
iknâ eden ve vesvesesini tamamen izâle eden bir ders, gâyet kuvvetli ve
hâlistir ki, bu zamanda cemaat şekline girmiş dehşetli bir şahs-ı mânevî-i
dalâlet karşısında tek başıyla gâlibane mukabele eder. Kastamonu
Lâhîkası, s.10 |
Ey en küçük mahluktan en büyük mevcuda kadar herşey Onun izzet-i kudretine
mütezellilâne boyun eğen Zât-ı Azîz-i Muktedir,
Sen aczden ve şerikten münezzeh ve mukaddessin. Senden başka ilâh yok
ki bize imdad etsin. El-aman, el-aman! Bizi azap ateşinden ve Cehennemden
halâs et.
Ümit Şimşek, Risale-i Nur Işığında
Cevşen Meali, Zafer Yayınları, Istanbul,
1992
Düşmanın düşmanı, düşman kaldıkça dosttur; düşmanın dostu
dost kaldıkça düşmandır.
Bediüzzaman Said Nursi
Bediüzzaman Said Nursi,
"Hakikat Çekirdekleri", Mektubat, sayfa:459, Yeni Asya Neşriyat, Germany,
1994
Allah merhamet edenlere merhamet eder. Sen de merhamet et ki; Allah'ın
merhametine nail olasın.
Zübeyir Gündüzalp, Nefis Muhasebesi,
Yeni Asya Neşriyat, İstanbul, 1996
|