. 
19 Ekim 1997
Pazar
 
  
 
 
Sekizinci Söz
 
Şu dünya ve dünya içindeki rûh-u insânî ve insanda dînin mâhiyet ve kıymetlerini; ve eğer Dîn-i Hak olmazsa, dünya bir zindan olması ve dinsiz insan, en bedbaht mahlûk olduğunu; ve şu âlemin tılsımını açan, rûh-u beşerîyi zulümâttan kurtaran  ve    olduğunu anlamak istersen, şu temsilî hikâyeciğe bak, dinle: 

Eski zamanda, iki kardeş, uzun bir seyahate beraber gidiyorlar. Git gide, tâ yol ikileşti. O iki yol başında ciddî bir adamı gördüler: Ondan sordular: 

"Hangi yol iyidir?" 

O dahi onlara dedi ki: 

"Sağ yolda, kânun ve nizâma tebâiyet mecburiyeti vardır. Fakat o külfet içinde bir emniyet ve saadet vardır. Sol yolda ise, serbestiyet ve hürriyet vardır. Fakat o serbestiyet içinde bir tehlike ve şekâvet vardır. Şimdi intihaptaki ihtiyar sizdedir. " 
Bunu dinledikten sonra güzel huylu kardeş sağ yola  deyip gitti. Ve nizam ve intizâma tebâiyeti kabul etti. Ahlâksız ve serseri olan diğer kardeş, sırf serbestlik için sol yolu tercih etti. Zâhiren hafif, mânen ağır vaziyette giden bu adamı hayâlen takip ediyoruz:   



 
Ölüm son değildir 

"Nasıl ki gecesi var gündüzlerin, 
Başka baharın da dirilmesi var." 

Kime hizmet ediyor da 
Yıldızlar kayıyor? 
Güneş denen o harika 
Nasıl ışık yayıyor? 

Neden güneş vuruyor da 
Topraktaki su bulut oluyor? 
Sonra o bulutlar 
Bir bir yağmur oluyor. 
 



 
 
___Ali Ferşadoğlu___ 

Talim-terbiye 

İster kesintili, ister kesintisiz olsun, "eğitim ve öğretimin" gaye ve hedefini ortaya çıkarmazsa; boş ve basit tartışmalarla vaktimizi heba ederiz. Evet, eğitim ve öğretimin gayesi nedir? Eğitim ve öğretimin kaynağı, temeli, hedefi, Yüce Rabbimizin, yâni Alim–i Mutlak olan Rabb–i Rahimimizin esma ve sıfatlarını mütalaaya dayanır. Denebilir ki, "İnsan bu âleme, ilim ve dua vasıtasıyla tekemmül etmek için" gönderilmiştir. 

İnsanın ulvî ve süfli sıfatları, duyguları, hisleri vardır. Ulvî sıfatları tekemmül ettirip, öne çıkarıp, tezahür ettirip; süflî sıfatları törpülemek, had ve kayıt altına almaktır gerçek eğitim ve öğretim. İnsan, Allah'ın isim ve sıfatlarına âyine olabilen 

Cevşenden Dualar 
Allahım

Senin isimlerinle Sana münacatımı arz ediyor ve onların şefaatine Sana niyaz ediyorum. 

Allahümme innî es'elüke biesmâike Yâ Allah 
Ey bütün noksan sıfatlardan münezzeh ve müberrâ, bütün kâmil sıfat-ı ezeliyeyi câmi, bütün Esmâ-i Hüsnâsının Müsemmâ-yı Zülcelâli, Vâcibü'l-Vücud ve Vâhid-i Ehad ve yegâne hak mâbud olan Allah 

Sübhaneke ya lailâhe illa Entel Emanül Eman hallisna minen nar 
Sen aczden ve şerikten münezzeh ve mukaddessin. Senden başka ilâh yok ki bize imdad etsin. El-aman, el-aman! Bizi azap ateşinden ve Cehennemden halâs et. 

Ümit Şimşek, Risâle-i Nur Işığında Cevşen Meali, Zafer Yayınları, İstanbul, 1992  
 

Nurdan Bir Damla
Bir lokma kırk paraya, diğer bir lokma on kuruşa; ağıza girmeden ve boğazdan geçtikten sonra birdirler. Yalnız bir kaç sâniye, ağızda bir fark var. Müfettiş ve kapıcı olan kuvve-i zâikayı taltif ve memnun etmek için birden ona gitmek isrâfın en sefihidir. 
Bediüzzaman Said Nursî
Bediüzzaman Said Nursî, "Hakikat Çekirdekleri", Mektubat, sayfa:460,  Yeni Asya Neşriyat, Germany, 1994
 
 Nefis Muhasebesi, Zübeyir Gündüzalp  
Merhametsizliğin bir alâmeti, nisyan-ı nefisle (kendi nefsini unutarak) kendi kusurlarını unutmakla din kardeşlerinin her birinde bir kusur bulmak, onlara karşı sevgisini ve merhametini kaybederek tenkit gözlüğü takınmaktır. Kendi kusurlarına yakını uzaklaştırıcı, sisli gösterici âletle bakıp, din kardeşlerinin kusurlarına ise, mikroskopla bakmaktır. Kendi kusurlarını gören, kardeşlerininkini örten, kendi kabahatini büyük, din ve dâvâ kardeşinin kabahatini küçük gören, hattâ göremeyen müslümanlar, Allah ve Resûlullah'ın rahmet ve mağfiretine nâil olan, yüksek ahlâklı, yüksek seciyeli müslümanlardir. Ehl-i iman nişanını taşıyan dindarlardır. Öyle fertlerden müteşekkil azlar çoktur, küçükler büyüktür, zayıflar kuvvetlidir. 

Zübeyir Gündüzalp, Nefis Muhasebesi, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul, 1996