Sekizinci
Söz
Şu dünya ve dünya içindeki rûh-u insânî ve
insanda dînin mâhiyet ve kıymetlerini; ve eğer Dîn-i Hak olmazsa,
dünya bir zindan olması ve dinsiz insan, en bedbaht mahlûk olduğunu; ve
şu âlemin tılsımını açan, rûh-u beşerîyi zulümâttan kurtaran
ve olduğunu
anlamak istersen, şu temsilî hikâyeciğe bak, dinle:
Eski zamanda, iki kardeş, uzun bir seyahate
beraber gidiyorlar. Git gide, tâ yol ikileşti. O iki yol başında ciddî
bir adamı gördüler: Ondan sordular:
"Hangi yol iyidir?"
O dahi onlara dedi ki:
"Sağ yolda, kânun ve nizâma tebâiyet mecburiyeti
vardır. Fakat o külfet içinde bir emniyet ve saadet vardır. Sol yolda ise,
serbestiyet ve hürriyet vardır. Fakat o serbestiyet içinde bir tehlike
ve şekâvet vardır. Şimdi intihaptaki ihtiyar sizdedir. "
Bunu dinledikten sonra güzel huylu kardeş
sağ yola deyip
gitti. Ve nizam ve intizâma tebâiyeti kabul
etti. Ahlâksız ve serseri olan diğer kardeş, sırf serbestlik için sol yolu
tercih etti. Zâhiren hafif, mânen ağır vaziyette giden bu adamı hayâlen
takip ediyoruz:
Ölüm
son değildir
"Nasıl ki gecesi var gündüzlerin,
Başka baharın da dirilmesi var."
Kime hizmet ediyor da
Yıldızlar kayıyor?
Güneş denen o harika
Nasıl ışık yayıyor?
Neden güneş vuruyor da
Topraktaki su bulut oluyor?
Sonra o bulutlar
Bir bir yağmur oluyor.
___Ali
Ferşadoğlu___
Talim-terbiye
İster kesintili, ister kesintisiz olsun, "eğitim ve öğretimin" gaye
ve hedefini ortaya çıkarmazsa; boş ve basit tartışmalarla vaktimizi heba
ederiz. Evet, eğitim ve öğretimin gayesi nedir? Eğitim ve öğretimin kaynağı,
temeli, hedefi, Yüce Rabbimizin, yâni Alim–i Mutlak olan Rabb–i Rahimimizin
esma ve sıfatlarını mütalaaya dayanır. Denebilir ki, "İnsan bu âleme, ilim
ve dua vasıtasıyla tekemmül etmek için" gönderilmiştir.
İnsanın ulvî ve süfli sıfatları, duyguları, hisleri vardır. Ulvî sıfatları
tekemmül ettirip, öne çıkarıp, tezahür ettirip; süflî sıfatları törpülemek,
had ve kayıt altına almaktır gerçek eğitim ve öğretim. İnsan, Allah'ın
isim ve sıfatlarına âyine olabilen |
Allahım,
Senin isimlerinle Sana münacatımı arz ediyor ve onların şefaatine Sana
niyaz ediyorum.
Ey bütün noksan sıfatlardan münezzeh ve müberrâ, bütün kâmil sıfat-ı
ezeliyeyi câmi, bütün Esmâ-i Hüsnâsının Müsemmâ-yı Zülcelâli, Vâcibü'l-Vücud
ve Vâhid-i Ehad ve yegâne hak mâbud olan Allah
Sen aczden ve şerikten münezzeh ve mukaddessin. Senden başka ilâh yok
ki bize imdad etsin. El-aman, el-aman! Bizi azap ateşinden ve Cehennemden
halâs et.
Ümit Şimşek, Risâle-i Nur Işığında
Cevşen Meali, Zafer Yayınları, İstanbul, 1992
Bir lokma kırk paraya, diğer bir lokma on kuruşa;
ağıza girmeden ve boğazdan geçtikten sonra birdirler. Yalnız bir kaç sâniye,
ağızda bir fark var. Müfettiş ve kapıcı olan kuvve-i zâikayı taltif ve
memnun etmek için birden ona gitmek isrâfın en sefihidir.
Bediüzzaman Said Nursî
Bediüzzaman Said Nursî,
"Hakikat Çekirdekleri", Mektubat, sayfa:460, Yeni Asya Neşriyat, Germany,
1994
Merhametsizliğin bir alâmeti, nisyan-ı nefisle (kendi nefsini unutarak)
kendi kusurlarını unutmakla din kardeşlerinin her birinde bir kusur bulmak,
onlara karşı sevgisini ve merhametini kaybederek tenkit gözlüğü takınmaktır.
Kendi kusurlarına yakını uzaklaştırıcı, sisli gösterici âletle bakıp, din
kardeşlerinin kusurlarına ise, mikroskopla bakmaktır. Kendi kusurlarını
gören, kardeşlerininkini örten, kendi kabahatini büyük, din ve dâvâ kardeşinin
kabahatini küçük gören, hattâ göremeyen müslümanlar, Allah ve Resûlullah'ın
rahmet ve mağfiretine nâil olan, yüksek ahlâklı, yüksek seciyeli müslümanlardir.
Ehl-i iman nişanını taşıyan dindarlardır. Öyle fertlerden müteşekkil azlar
çoktur, küçükler büyüktür, zayıflar kuvvetlidir.
Zübeyir Gündüzalp, Nefis Muhasebesi,
Yeni Asya Neşriyat, İstanbul, 1996 |