Zulümdeki
rahmet
“Bütün ömrüm harp meydanlarında, esaret zindanlarında, yahut memleket
hapishanelerinde, memleket mahkemelerinde geçti. Çekmediğim cefa, görmediğim
ezâ kalmadı. Divan-ı harplerde bir cani gibi muâmele gördüm, bir serseri
gibi memleket memleket sürgüne yollandım. Memleket zindanlarında aylarca
ihtilattan [insanlarla görüşmekten] menedildim. Defalarca zehirlendim.
Türlü türlü hakaretlere maruz kaldım. Zaman oldu ki, hayattan bin defa
ziyade, ölümü tercih ettim. Eğer dinim beni intihardan menetmeseydi, belki
bugün Said topraklar altında çürümüş gitmişti.”1
6.1-6.10
Ey azamet-i kudretine bütün mevcûdât mütevâzıâne teslim olan Zât-ı Zülcelâl,
Ey
Kardeş
Küçük sözler hakkındadır.
|
Allahım,
Senin isimlerinle Sana münacatımı arz ediyor ve onların şefaatine Sana
niyaz ediyorum.
Ey günahkâr kullarına onca isyanlarına rağmen tevbe ve ricâ kapısını
açık bırakıp onları rahmet ve keremiyle rızıklandırmaya devam eden Halîm,
Sen aczden ve şerikten münezzeh ve mukaddessin. Senden başka ilâh yok
ki bize imdad etsin. El-aman, el-aman! Bizi azap ateşinden ve Cehennemden
halâs et.
Ümit Şimşek, Risâle-i Nur Işığında
Cevşen Meali, Zafer Yayınları, İstanbul, 1992
Eskiden ekser İslâm aç değildi; tereffühe ihtiyaç
vardı. Şimdi açtır, telezzüze ihtiyar yoktur.
Bediüzzaman Said Nursî
Bediüzzaman Said Nursî,
"Hakîkat Çekirdekleri", Mektûbât, sayfa:461, Yeni Asya Neşriyat, Germany,
1994
Öfke zamanında hürmet ve merhamet ne güzel ahlâktır.
Zübeyir Gündüzalp, Nefis Muhasebesi,
Yeni Asya Neşriyat, İstanbul, 1996
|