|
Mirac
ve Sünnet
Resul-i Ekrem’in (a.s.m.)
Mi’rac’ını nasıl yorumladığının,
bir insanın başkaca özelliklerini de haber veren bir turnusol hükmünde
olduğunu söylesek, galiba yanlış söylemiş olmayız. Mi’rac
Risalesi müellifinin de belirttiği üzere, bu mi’rac,
“erkân-ı imaniyenin usulünden sonra
terettüp eden bir neticedir”
dolayısıyla, mi’rac
üzerindeki tereddütler imanın asıllarında düşülen bazı zaafların habercisidir.
Bu babda meselâ
mi’racı bedenen değil, yalnızca
ruhen gerçekleşen bir yolculuk bir nevi rüya olarak değerlendiren kimi
kesimler vardır; ve böylesi kişilerin aynı zamanda “modernist
İslâm”ın
bayraktarı olması manidardır., modern dünya insanı kuru ve mutlak bir akılcılık
aşılamakta; herşeyi sebepler dairesinde açıklama iddiası taşımaktadır.
___
Cevher İlhan____
Barla'da
üç misafir
Ulu Çınarın tepesindeki Üstadları ve
Barla dersanesindeki muhabbet fedaileri, Isparta kahramanları artık mesrurdurlar.
Mübarek Süleyman Üstadına “Cennetten gönderilen ekmeğin helâl olup olmadığını”
sormaya dursun, cennetâsâ baharın hüzmeleri ışık ışık uçuşuyorlar Barla’da...
Beşinci
Söz
Namaz kılmakla beraber büyük günahlardan sakınmanın
insanın hakikî bir vazifesi olduğunu beyan eder.
|
Allahım,
Senin isimlerinle Sana münacatımı arz ediyor ve onların şefaatine Sana
niyaz ediyorum.
Ey bütün noksan sıfatlardan münezzeh ve müberrâ, bütün kâmil sıfat-ı
ezeliyeyi câmi, bütün Esmâ-i Hüsnâsının Müsemmâ-yı Zülcelâli, Vâcibü'l-Vücud
ve Vâhid-i Ehad ve yegâne hak mâbud olan Allah
Sen aczden ve şerikten münezzeh ve mukaddessin. Senden başka ilâh yok
ki bize imdad etsin. El-aman, el-aman! Bizi azap ateşinden ve Cehennemden
halâs et.
Ümit Şimşek, Risale-i Nur Işığında
Cevşen Meali, Zafer Yayınları, İstanbul, 1992
...Şu dünya bir zikirhâne-i Rahmân, bir tâlimgâh-ı
beşer ve hayvan ve bir meydan-ı imtihan-ı ins-ü cândır.
Bediüzzaman Said Nursi
Bediüzzaman Said Nursî,
"İkinci Söz", Sözler, sayfa:23, Yeni Asya Neşriyat, Germany, 1994
NEFİS MUHASEBESİ
Kendisinin bir rey ve fikir sahibi olduğu gururuna kapılan, asıl rey,
tedbir ve vazife sahibi kimseleri kötüleyen, fakat kendisine toz kondurmayan
bir kimse, "Herkes için birer kusur buluyorum; acaba kusursuz bir ben mi
kaldım? Onlar benim aklımın ermediğini yakînen biliyorlar da, tehevvüre
kalkışıp veya o sözü içime atıp nefsimin, arkadaşlarımın kusurunu veya
aslında kusur olmayıp ta benim kusur görmek ve başkalarına nakletmek hususunda
zorlatıcı bir kuvvet haline gelmemesi için, benim yüzüme vurmamak edep
ve hayasına mı riâyet ediyorlar?" diye mülâhaza yapılsa, bir zararı bin
zarara çıkaran dedikoculuktan kurtulunması mümkün olur.
Zübeyir Gündüzalp, Nefis Muhasebesi,
Yeni Asya Neşriyat, İstanbul, 1996 |