![]()
|
Evet, nasıl ki bir padişah,
müddet-i saltanatında, belki her senede, ya cülûs-u hümayun(padişahın
tahta çıkışı) namıyla veyahut başka bir şâşaalı cilve-i
saltanatına mazhar bazı günleri bayram yapar. Raiyetini(halkını),
o günde umumî kanunlar dairesinde değil, belki hususî ihsânâtına
ve perdesiz huzuruna ve has iltifatına ve fevkalâde icraatına ve doğrudan
doğruya lâyık ve sadık milletini has teveccühüne(ilgisine) mazhar
eder. Öyle de, Ezel ve Ebed Sultanı olan on sekiz bin âlemin Padişah-ı
Zülcelâli, o on sekiz bin âleme bakan, teveccüh eden ferman-ı âlişânı(şanı
yüce ferman) olan Kur'ân-ı Hakîmi, Ramazan-ı Şerifte inzal eylemiş(indirilmiş).
Elbette o Ramazan, mahsus bir bayram-ı İlâhî ve bir meşher-i Rabbânî(Cenab-I
Hak’ın sergisi) ve bir meclis-i ruhanî hükmüne geçmek, mukteza-yı
hikmettir(hikmetin gereğidir).Madem Ramazan o bayramdır. Elbette
bir derece süflî(bayağı) ve hayvanî meşagilden(meşuliyetlerden)
insanları çekmek için, oruca emredilecek.
Allah’ın murad ettiği hikmetlere uygun mükemmel oruca nasıl ulaşılır? Orucun ekmeli(mükemeli) ise, mide gibi bütün duyguları, gözü, kulağı, kalbi, hayali, fikri gibi cihazat-ı insaniyeye dahi bir nevi oruç tutturmaktır. Yani, muharremattan(haramlardan), mâlâyâniyattan(faydasız şeylerden) çekmek ve herbirisine mahsus ubudiyete sevk etmektir. Meselâ, dilini yalandan, gıybetten ve galiz(kötü) tabirlerden ayırmakla ona oruç tutturmak;ve o lisanı, tilâvet-i Kur'ân ve zikir ve tesbih ve salâvat ve istiğfar gibi şeylerle meşgul etmek; meselâ gözünü nâmahreme bakmaktan ve kulağını fena şeyleri işitmekten men edip, gözünü ibrete ve kulağını hak söz ve Kur'ân dinlemeye sarf etmek gibi, sair cihazata da bir nevi oruç tutturmaktır. Zaten mide en büyük bir fabrika olduğu için, oruçla ona tatil-i eşgal ettirilse, başka küçük tezgâhlar kolayca ona ittibâ ettirilebilir. Ramazan-ı Şerif’in insanın hayat-ı şahsiyesine(şahsi hayatına) bakan faydaları nelerdir? İnsana en mühim bir
ilâç nev'inden maddî ve mânevî bir perhizdir.
Ve tıbben bir hımyedir ki, insanın nefsi yemek, içmek hususunda keyfemâyeşâ(keyfine
gore) hareket ettikçe, hem şahsın maddî hayatına tıbben zarar
verdiği gibi, hem helâl-haram demeyip rast gelen şeye saldırmak,
adeta mânevî hayatını da zehirler. Daha kalbe ve ruha itaat
etmek, o nefse güç gelir, serkeşâne(isyan edercesine) dizginini
eline alır. Daha insan ona binemez; o insana biner. |