Aziz,
sıddık kardeşlerim!
Evvelâ:
Bütün ruh u canımızla Receb-i Şerifinizi ve şuhur-u selâsenizi tebrik
edip Cenab-ı Erhamürrâhimînden niyaz ediyoruz ki hakkınızda ve hakkımızda
seksen sene bir manevî ömr-ü bâki kazandırmağa bu üç mübarek ayı
vesile eylesin, âmîn.
...
(Emirdağ
Lahikası-2 Sayfa:63)
Aziz,
sıddık kardeşlerim!
Evvelen:
Seksen sene bir manevî ömr-ü bâki kazandıran şuhur-u selâsenizi ve mübarek
kudsî gecelerinizi ve leyle-i regaibinizi ve leyle-i mi'racınızı ve
leyle-i beratınızı ve leyle-i kadrinizi ruh u canımızla tebrik ve herbir
Nurcunun manevî kazançları ve duaları umum kardeşleri hakkında
makbuliyetini rahmet-i İlahiyeden rica ve hizmet-i Nuriyede muvaffakıyetinizi
tebrik ederiz.
...
(Emirdağ
Lahikası-2 Sayfa:121)
Aziz,
Sıddık Kardeşim Ve Hizmet-i Kur'aniyede Hakikatlı Bir Arkadaşım Re'fet
Bey!
Bu defa istinsah ettiğiniz risaleler çok güzel olmuştur. Senin
gayret ve samimiyet ve ciddiyetini bana gösterdiler ve Re'fet tenbel değildir,
isbat ettiler. Onları tashih edip göndermiştim. Sonra işittim ki, getiren
adam İslâmköyü'nde bırakmış. Otuzbirinci Mektub'un Üçüncü, Dördüncü
Lem'alarını yazmağa vakit bulamadım. Korkuyorum ki onların da (İza’ca
enasrullah) sırrı gibi, mevsimi geçerek sonra güzel yazılmamış olsun.
İnşâallah sizlerin iştiyakı beni çalıştıracak. Fakat bu şuhur-u selâse
çok kıymetdardır; Leyle-i Kadr'in sırrıyla seksen sene bir ömrü kazandıracak
bir vakitte, en iyi, en efdal şeylerle meşgul olmak lâzım geliyor. İnşâallah
Kur'an'a ait mesaille iştigal, bir nevi manevî mütefekkirane Kur'an okumak
hükmündedir. Hem ibadet, hem ilim, hem marifet, hem tefekkür, hem kıraat-ı
Kur'an manaları risalelerin istinsah ve mütalaalarında vardır itikadındayız.
Zâten bu ciheti siz takdir etmişsiniz.
...
(Barla Lahikası, Sayfa:332)
Aziz,
sıddık kardeşlerim!
Bugün manevî bir ihtar ile sizin hesabınıza bir telaş, bir hüzün
bana geldi. Çabuk çıkmak isteyen ve derd-i maişet için endişe eden kardeşlerimizin
hakikaten beni müteellim ve mahzun ettiği aynı dakikada bir mübarek hatıra
ile bir hakikat ve bir müjde kalbe geldi ki: Beş günden sonra çok mübarek
ve çok sevablı ibadet ayları olan şuhur-u selâse gelecekler. Her
hasenenin sevabı başka vakitte on ise, Receb-i Şerifte yüzden geçer, Şaban-ı
Muazzamda üçyüzden ziyade ve Ramazan-ı Mübarekte bine çıkar ve cuma
gecelerinde binlere ve Leyle-i Kadir'de otuzbine çıkar. Bu pekçok uhrevî
faideleri kazandıran ticaret-i uhreviyenin bir kudsî pazarı ve ehl-i
hakikat ve ibadet için mümtaz bir meşheri ve üç ayda seksen sene bir ömrü
ehl-i imana temin eden şuhur-u selâseyi böyle bire on kâr veren Medrese-i
Yusufiye'de geçirmek, elbette büyük bir kârdır. Ne kadar zahmet çekilse
ayn-ı rahmettir. İbadet cihetinde böyle olduğu gibi, Nur hizmeti dahi
nisbeten -kemmiyet değilse de keyfiyet itibariyle- bire beştir. Çünki bu
misafirhanede mütemadiyen giren ve çıkanlar, Nur'un derslerinin intişarına
bir vasıtadır. Bazan bir adamın ihlası, yirmi adam kadar faide verir. Hem
Nur'un sırr-ı ihlası; siyasetkârane kahramanlık damarını taşıyan,
Nur'un tesellilerine pekçok muhtaç bulunan mahpus bîçareler içinde intişarı
için bir parça zahmet ve sıkıntı olsa da, ehemmiyeti yok. Derd-i maişet
ciheti ise: Zâten bu üç ay âhiret pazarı olmasından herbiriniz çok şakirdlerin
bedeline, hattâ bazınız bin adamın yerinde buraya girdiğinden, elbette
sizin haricî işlerinize yardımları olur diye tamamıyla ferahlandım ve
bayrama kadar burada bulunmak büyük bir nimettir bildim.
(Şualar,
Sayfa: 493-494)