Dördüncü Söz
[1]
[26]
Namaz, ne kadar kıymettar ve mühim, hem ne kadar
ucuz ve az bir masraf ile kazanılır, hem namazsız adam ne kadar divane
ve zararlı olduğunu, iki kere iki dört eder derecesinde kat'i anlamak istersen
; şu temsili hikayeciğe bak, gör:
Bir zaman, bir büyük hâkim, iki hizmetkarını -
herbirisine yirmi dört altın verip - iki ay uzaklıkta, has ve güzel bir
çiftliğine ikamet etmek için gönderiyor. Ve onlara emreder ki:
"Şu para ile yol ve bilet masrafı yapınız. Hem
oradaki meskeninize lazım bazı şeyleri mübâyaa ediniz. Bir günlük mesafede
bir istasyon vardır; hem araba, hem gemi, hem şimendifer, hem teyyare bulunur.
Sermayeye göre binilir."
İki hizmetkar ders aldıkdan sonra giderler. Birisi
bahtiyar idi ki, istasyona kadar bir parça para masraf eder. Fakat, o masraf
içinde, efendisinin hoşuna gidecek öyle güzel bir ticaret elde eder ki,
sermayesi birden bine çıkar. Öteki hizmetkar bedbaht, serseri olduğundan,
istasyona kadar yirmi üç altınını sarf eder. Kumara mumara verip zayi eder.
Bir tek altını kalır. Arkadaşı ona der:
"Yahu, şu liranı bir bilete ver. Tâ, bu uzun yolda
yayan ve aç kalmayasın. Hem bizim efendimiz kerîmdir; belki merhamet eder,
ettiğin kusuru affeder. Seni de teyyareye bindirirler. Bir günde mahall-i
ikametimize gideriz. Yoksa, iki aylık bir çölde aç, yayan, yalnız gitmeye
mecbur olursun."
Acaba, şu adam inat edip, o tek lirasını bir define
anahtarı hükmünde olan bir bilete vermeyip, muvakkat bir lezzet için sefahete
sarf etse; gayet akılsız, zararlı, bedbaht olduğunu en akılsız adam dahi
anlamaz mı?
İşte ey namazsız adam! Ve ey namazdan hoşlanmayan
nefsim!
O hâkim ise; Rabbimiz, Halıkımızdır.
O iki hizmetkar yolcu ise; biri mütedeyyin, namazını
şevk ile kılar; diğeri gafil, namazsız insanlardır.
O yirmi dört altın ise, yirmi dört saat her gündeki
ömürdür.
O has çiftlik ise, Cennettir.
O istasyon ise, kabirdir.
O seyahat ise; kabre, haşre, ebede gidecek beşer
yolculuğudur. Amele göre, takvâ kuvvetine göre o uzun yolu mütefâvit derecede
katederler. Bir kısım ehl-i takvâ, berk gibi, bin senelik yolu bir günde
keser. Bir kısmı da, hayal gibi, elli bin senelik bir mesafeyi bir günde
kateder. Kur'an-ı Azimüşşan şu hakikate iki âyetiyle işaret eder.
O bilet ise namazdır. Bir tek saat, beş vakit
namaza abdestle kâfi gelir. Acaba, yirmi üç saatini şu kısacık hayat-ı
dünyeviyeye sarf eden ve o uzun hayat-ı ebediyeye birtek saatini sarf etmeyen
ne kadar nefsine zulmeder, ne kadar hilaf-ı akıl hareket eder! Zira, bin
adamın iştirak ettiği bir piyango kumarına yarı malını vermek, akıl kabul
ederse - halbuki, kazanç ihtimali binde birdir - sonra yirmi dörtten bir
malını yüzde doksan dokuz ihtimal ile kazancı musaddak bir hazine-i ebediyeye
vermemek, ne kadar hilâf-ı akıl ve hikmet hareket ettiğini, ne kadar akıldan
uzak düştüğünü kendini âkıl zanneden adam anlamaz mı?
Halbuki, namazda ruhun ve kalbin ve aklın büyük
bir rahatı vardır. Hem, cisme de o kadar ağır bir iş değildir. Hem, namaz
kılanın diğer mübah dünyevî amelleri, güzel bir niyet ile ibadet hükmünü
alır. Bu sûrette bütün sermaye-i ömrünü âhirete mal edebilir. Fânî ömrünü
bir cihette ibkà eder. |