MERHAMET (2)
Cenâb-ı Hak, hikmeti olarak bir kapıyı kaparsa, fazl-u keremiyle başka kapı açar.
Muarız, lütuf, kerem, semahat görürse, artık ondan kötülük gelmez.
Kötülük etme, sonra iyi dosttan dahi kötülük görürsün.
Ferasetli ve iyi adam kötülerin bir iyi tarafını bulur, o iyiliği takdir
eder. Şerri ve kötülüğü hafifletmeye veya gidermeye böylece muvaffak olur.
Zira köpek bile ekmeğini yediği takdirde seni muhafaza eder.
Erler, hizmet ve dava arkadaşlarını kendilerine tercih etmekle muvaffakiyete
berdevam olmuşlardır.
Kötülük düşünen, kötü kimsenin gönlünü iltifatla kap.
Öfke zamanında hürmet ve merhamet ne güzel şeydir.
Din ve dâvâ kardeşlerinden gelen acı tatlıdır; hakaret takdirdir; tokat,
şefkattir; tükrük misk-ü amberdir. Bu da Nur-u Kurân hizmetkârlığının şiârı
ve şe'nidir.
Dünyada mağrur olan kimse, din yolunda selâmetli gidemez. Kendini gören kişi hakkı göremez.
Alçakların yaptığı gibi din ve davadaki kardeşlerine hakaret gözüyle bakma, onları küçük görme; onları büyük, kendini küçük gör. Eğer yaşlı isen iman ve İslâmiyet davasında çalışan, Nur Risâleleriyle nurlanan gençleri, yaşı küçük ruhu büyük bil. Bu güzel ahlâk, ne güzel ahlâk...
Merhametsizliğin bir alâmeti, nisyan-ı nefisle (kendi nefsini unutarak) kendi kusurlarını unutmakla din kardeşlerinin her birinde bir kusur bulmak, onlara karşı sevgisini ve merhametini kaybederek tenkit gözlüğü takınmaktır. Kendi kusurlarına yakını uzaklaştırıcı, sisli gösterici âletle bakıp, din kardeşlerinin kusurlarına ise, mikroskopla bakmaktır. Kendi kusurlarını gören, kardeşlerininkini örten, kendi kabahatini büyük, din ve dâvâ kardeşinin kabahatini küçük gören, hattâ göremeyen müslümanlar, Allah ve Resûlullah'ın rahmet ve mağfiretine nâil olan, yüksek ahlâklı, yüksek seciyeli müslümanlardir. Ehl-i iman nişanını taşıyan dindarlardır. Öyle fertlerden müteşekkil azlar çoktur, küçükler büyüktür, zayıflar kuvvetlidir.
Merhametsizlikten, münekkitlikten kurtulma yolunda ilerle, ey kardeş! Aksi halde, ya yakında, ya uzakta, ya dünyada, ya Hak'tan ya halktan inmesin sana adem-i merhamet. Zira, "Men dakka dukka". (Eden bulur.)
Merhametsizlik etme, sonra merhametli dosttan dahi merhametsizlik görürsün. Ger görmezsen dünyada mukabil, ukbada görürsün muzaaf ceza, bunu bil.
Merhametsizliği körükleyen, hürmetsizliği alevlendiren öfke zamanında hürmet ve muhabbet, cennetmekân kimselerin güzelliklerindendir.
Öfke zamanında hürmet ve merhamet ne güzel ahlâktır.
Merhamet tohumunu eken, muhakkak huzur ve saadet harmanını elde eder.
Güya kendisi kusurdan müberra olmuş, hattâ hata ve yanlışlardan kurtulmuş gibi, çoklarının ve içinde yaşadığı muhıtteki ehl-i imanın kusurları ile fiilen, amelen ve hayalen uğraşmak, merhametsizliktir. Bu fena huya sahip olanlar, bu tehlikeli merhametsizliği işleyenler, nisyan-ı nefis illetine tutulmuş ve nefsinin şımarmış olma ihtimalinden titresinler.
Ey nefsim, sen titre, kendine bak, kendini gör, kendini bil, kendini anla, kendini tecessüs et. Ancak nefsine müfettiş, nefs-i emmarene murakıp olma yüksekliğine çık.
Cennete giren fazilet sahiplerine melekler sorarlar:
"Faziletiniz nedir?"
Onlar cevap verirler:
"Zulme uğradığımız vakit sabrederdik, bize kötülük edilince de, rıfk
ile davranırdık." (Hadis meâli)
Rıfktan, şefkatten mahrum olanlar hayırdan, sevaplı amellerden mahrum
kalırlar. (Hadis meâli)
Hiddete getirilince kızmayıp, hilm ve sabır gösteren kimse, Allah'ın
sevgisine mazhar olur. (Hadis meâli)
Peygamberimiz, Sahabilerine sordu:
"Allahü Teâlâ'nın şerefleri ne ile kıymetlendirdiğini ve dereceleri
ne ile yükselttiğini size bildireyim mi?"
Ashab cevap verdi:
"Buyur, bildir, yâ Resulallah."
Hz. Peygamber buyurdular:
"Sana karşı cahilâne hareket edildiği zaman halim ve yumuşak olursun,
sana zulmedenleri bağışlarsın, sana vermeyenlere sen verirsin ve senden
alâkasını kesenlerle sen alâkalanırsın."
Allahu Teâla rıfk sahibidir, her hayırlı işte rıfkı sever. (Hadis meâli)
Zübeyir Gündüzalp, "Nefis Muhasebesi",
Yeni Asya Neşriyat, İstanbul, 1996.