İRADE TERBİYESİ VE NEFSE HAKİMİYET
(2)
Eğer süflî ve lüzumsuz bir fikir şuuruma gelir ve beni meşgul ve rahatsız
ederse, ona dikkat sarf etmekten vazgeçmeliyim. Zihnimi dağıtmamak için,
gayem dışındaki lüzumsuz şeylerle oynamamalıyım. Vakit zayi etmemeliyim.
Zamanımı israf eden münakaşa ve sohbetlere katılmamalıyım. Kendi nefsime
inayet-i Hakla, himmet-i Nurla hakim olmaktan, tasarruf etmekten mütevellid
bir şükür ve şeref duymamalıyım.Ve başkalarının tâbi oldukları cereyanlara
kendimi katîyyen kaptırmamalıyım.
Nefse hakimiyete muvaffak olmak için en müessir vasıtalar, ruhta şiddetli sevgiler veyahut sert ve şiddetli def'î kuvvetler-nefret gibi- doğuranlardır. Nura sevgi, zulmete nefret...
Güzel birşeyi veya fikri tefekkür ettiğim zaman, kelimelerle düşünmek yerine, düşündüğüm şeyleri gayet vâzıh bir surette görmek istemeliyim. Veya ifade ettikleri mânâları düşünmeliyim.
Umumî bir göz gezdirmek, tenbel ruhların usulüdür. Mütekâmil ruhlar, zihninde tefekkürün muhtelif noktalarının damla damla takattur etmesine ve bal gibi süzülmesine imkân verirler.
Zihnî faaliyet için takip edeceğim gaye iradî dikkat cehtlerinden ibarettir.
İmanı kurtarmak Kur'ân'a ve Nura hizmet gibi mukaddes ve asîl bir dâvâ
uğrunda hayatımı fedadan çekinmeyeceğim.
Yeknesak dünyevî meşguliyetler, insanın mahiyetindeki ulvî melekeleri
körletir. Manevî terakkiyata medar olacak yüksek istidatları söndürür.
Kabiliyetleri verimsiz kalır.
Tenbelliğe, basit ve mânâsız zevklerime karşı müsaade etmeyeceğim.
Yüksek bir gaye, ebedî canlı ve cazip bir maksat... İşte bütün sıcak heyecan, ve fikirlerimizi bunun üzerine çevirebilmeliyiz. Böylece hedefe varabiliriz.
Gayr-i meşrû veya lüzumsuz arzularıma mukavemet ve muhalefet etmeliyim.
İşimizin kudsiyetine ve yüksekliğine karşı bir his husule mi geldi? Hemen iş başına! İşi hoş ve cazip kılan zihnî ve bedenî bir kuvvet mi hissettik? Çabuk kitap başına! Derhal iş başına!
Tenbel bir hayat seyrinin vicdan azabından azade kalması kabil değildir.
Nur-u Kur'an'la meşguliyet insanda yüksek hazlara, ebedî saadete ve bâkî şereflere karşı yüksek hisler husule getirir.
Zihnen çalışan insanlar, yalnız arzu ettikleri şeyleri hatırda tutmaya muvaffak olurlar.
Biz dikkatimize büyük mikyasta hâkim olabiliriz, mevzuumuzu tekrarlamak suretiyle.
Şehevî temayülleri uyandıran, tahrik eden ve bizi müphem hayallere müsait kılan, tembelliğe teşvik eden kitapları okumamalıyız. Bunlardan nefret etmeliyiz. Kur'anî ve imanî hakikatlerle saadet anahtarları veren eserleri okumalıyız.
Fikirleri ve hareketleri hoş ve meşru olmayan; hayal tarzları İslâmiyete muvafık gitmeyen ve vaki sebeplerle tenbelliği mâkul ve meşrû gösteren arkadaşlardan büyük bir soğuklukla uzaklaşmalıyım.
Tabiatımızın, mânevî bünyemizin ilmi, teferruatına varıncaya kadar bize yabanî olmamalıdır.
Zihnî ve nefsî hâsselerimizin ve arzularımızın sebepleri bizce mâlum olmalıdır.
Tahkikî iman dersleri ile tenevvür eden bir kimsede sefil hisler yerlerini âlî duygulara terk ederler.
Nazarlarımı haricî âlemden kendi nefsime iradî bir surette çevirmeliyim. Hâricî vak'a ve hâdiselere tâbî olmadan, kudsî hizmetime ve ulvî meşguliyetime devam etmeliyim.
İrademi kuvvetlendirmekten ibaret olan gayem bir defa vazıh bir surette meş'ur oldu mu, bilhassa çalışmak hususunda iradem şuurlaştı mı, bütün haricî âlemden ahvalden ve bütün intibalardan his ve fikrimi çekip kurtarmalıyım.
Gaye ve maksatta muvaffak olmanın sırrı şudur: Maksat ve gayeye faydalı olan bir şeyden istifade etmektir. Onun haricindeki şeylerde meşguliyeti mâlâyani addetmek, lüzumsuzluğuna inanmaktır.
Zübeyir Gündüzalp, "Nefis Muhasebesi",
Yeni Asya Neşriyat, İstanbul, 1996.
İRADE
TERBİYESİ VE NEFSE HAKİMİYET (1)
İRADE
TERBİYESİ VE NEFSE HAKİMİYET (2)