___Fatma
Çeliktaş____
BARLA
EK YÜREĞİME
Rabb’im!
Bir sürgün yaşat kalbime her atışında tefekkür olan. Esaretin
kimsesizliğin, garipliğin, zulmetin ağ gibi kuşattığı mekanlarda değil
dünyadan, belki ahiretten bile vazgeçip karanlığı örmeye çalışan
ellere “Allah yâr ise her yer yarar” nidaları attır dilime.
Dağların en yükseğine çıkar adımlarımı. Arayışlarım yüksek
yerlerin doruk noktasında bir çam ağacı keşfetsin. Buluş heyecanım
tepesine tırmansın. Ruhumun penceresinden temâşâ edeyim muhteşem nakışları.
Başımı kaldırıp yırtılan perdeler arasından sebepleri ayağımın altına
alıp ruhum mi’raçlara kanat çırpsın. Küçüklüğüm, acizliğim, kızaran
yüzümü soksun yerin dibine. Kudretin gönülleri kamaştıran ziyâsı dile
gelip “Allah yerlerin ve göklerin nurudur” söylesin.
Yemek yememekten kaynaklana; bütün idrak sahiplerinin açlığını
hissedip midemde; taşların bağrında sıcak ekmek ikram eden KATRAN ağacı
diksin teslimiyetim. Gece siyah örtülerini giyinip, yıldızlarla yaldızlanmış
sema gülümserken, ellerimi duaya açarken, imanımın ve idrakimin lîsan-ı
hâli dile gelip, “dua eden adam anlar ki birisi var, onun hâtırât-ı
kalbini işitir, her şeye eli
yetişir, her bir arzusunu yerine getirebilir. Aczine merhamet eder, fakrına
medet eder.” desin kalbim.
Gördüklerimi anlatma sevdasının çatlak dudaklarına
dağların avuçlarına doldurduğu bir EĞRİDİR içirsin susuzluğum.
Gül diyârında, kokusu kainatı saracak, solmayacak bir gül doğursun
kalbî sancılarım. Meyveleri ışık olan bir ÇINAR, bir KATRAN, bir ÇAM
dikilsin yüreğime. Direnişlerim başkaldırırken haykırsın “iman hem
nurdur, hem kuvvettir. Hakiki imanı elde eden adam kainata meydan okuyabilir”
diye.
Allah’ım kaç asırdır atılan fitne oklarına göğsünü kalkan
yapan “bir BARLA ek” yüreğime. Tohumları BİR’e giden, toprağının
üzerinde SÖZLER söylenen. Samedâni mektupları kainattaki bütün zîşuurlara
okuyan bir MEKTÛBAT gönder kalp kutucuğuma. Gaflet karanlıklarımda
bir ışık yak LEM’ALAR gibi ışıtsın iç dünyamı.
Niyazlarla dolu tatlı bir yakaza
halinden uyanışın hüzün bulutları gözlerime hücum ederken, ağıtlar
yaksın ayrılışlarım bir daha bir daha kavuşmak ümidiyle ...
Öyle
bir mekan ki alem üstü alemdir; bu mekandan ayrılmak ızdıraptır, elemdir.