|
_______Metin Ergöktaş_______ Rahmet Tercümanı Rahmet
i herşeyi kuşatmiştir O’ nun. Ve
o Rahmet’ in en latif, en berrak, cemalin en saf, kemalin en aziz şarkisidir.
Şu kainatin canli cansiz tüm sakinleri, her daim söyler dururlar bu en
oldurucu ve erdirici şarkiyi. Denizler dudaklarini dalga dalga uzatir, “Ya
Celil, Ya Celil” diyerek, o celal bestesini haykirirlar her an. Zaman olur,
buharlaşip semaya gider, bulut libasini giyer, arzi dolaşir, daglar, tepeler,
ovalar, şehirler aşar, Rahmet götürür gittigi yerlere. “Bulutların geçişi gibi” ömür dakikalarının geçişini
hatırlatır, fanilik mührünü vurur geçtiği yerlere.
Ve an olur, “yağmur başına arş! “ emrini alır, zerre
zerre kucaklar toprağı, katre katre tevhidi heceler, kah toprağın çatlak
dudağına kondurulan bir Rahmet öpücüğü olur, kah laleninin al dudağında,
beyaz zambağın kollarında inci-misal sabah şebnemleri olur.
Penceremizi tıkırdatır kimi zaman, nota nota, damla damla, tevhidin bu
en doyumsuz bestesini dinleriz. Damla damla vahdeti hecelemesine
şahit oluruz. Dünyanın
güzelliği onunla tekrar ve tekrar halelenir, bir Rahmet tacı olarak
giydirilir arzın alnına. Her damla bir nakış olur, işlenir arzın gül yüzüne
ve gülün yüzüne. Zaman olur, tohuma misafir olup, köklerle söyleşir, dal
olur, yaprak olur, hayatın kapısını aralar, merhabalaşır onunla. “En
hafi ve en dakik nakş-ı nezih-i sanata “ dair sırların tercümanı olur.
Tohum çatlar onun aşkından, aşkın ateşi yaşamak ateşine kuvvet verir,
filizlenir sünbül verir sonra.Cansızlar onunla canlılığa bürünür.
Rahmetin heykeli, Rezzakiyetin abidesi oluverir. Zerre zerre hayat için çabalar,
Muhyi ve Rezzak olana dair işaretler sunar
suya muhtaç gönüllere. Kainat dile gelir onunla, hep beraber nutka
gelmiş hak lisanıyla
Vahdet ve Tevhide dair musika-i ilahiyeyi haykırırılar. Her bahar çiçeklerle,
seslerle, renkler ve biri bin türlü ahenkle bezeli bir buket halinde ikram
edilir hasretlilerine.
Arzın güzün soyunduğu canlılığını, bahar da yeniden giyinmesi için
Rabb-i Rahim vesile kılar onu. Ve arzın sathı Rabbin umumi sofrası, bahar
onunla hayatın boy aynası oluverir. Ne ki sonra yeniden denizlere taşınır,
aslına rucu eder. Belki de bunun için
Suhreverdi “ Her damla, mutlaka
denizine ulaşir bir gün” demiştir. Denizlerden bulutlara, bulutlardan
topraga, topraktan denizlere, bu Rahmet seyahati böylece devam edegelir. Vefalı
bir dosttur da aynı zamanda. Her sabah gelir ziyaretimize aksatmadan. Sabahları
onun yüzünü görmeden rahat edemeyiz. Yüzümüzü okşar yumuşakca, elimize
dokunur serince. Barajlardan, göllerden, denizlerden, buluttan, tohumdan, dağlardan,
tepelerden, ovalardan selamlar getirir bize. Ve onunla bestelenen şefkat ve
merhamet
bestesi Rahmet fezasında yankılanır her
sabah. Ne ki biz ona karşı vefalı değilizdir, “sudan ucuz” deriz
kıymetsizlik ölçüsü olarak.
Hor görürüz,
hakir görürüz onu. Yokluğunda anlarız ab-ı hayat olduğunu.
Ama o hiç aldırmaz bunlara, gürül gürül akmaya, çağıl çağıl
çağlamaya devam eder. Hiç ayırım yapmadan herşeye sızar, hepsini kucaklar,
herbirini okşar, merhametin,
şefkatin en berrağına, en lekesizine ayine olur. Hayatı dalgalandırır
dünyanın her karesinde. Söndürücü diye biliriz onu, doğrudur da. Ama aynı
zamanda yakıcıdır da.Yaşamak ateşini yandırır. Zekanın karanlık
gecesine, yaşamak aşkının yaktığı bir meşaledir. Ateş renginde dolaşır
damarlarımızda, hayata dair aşkımızı ilan eder. Bu aşkı yaşamak,
ehadiyeti yudumlamak, tevhide ram olmak, vahdetri soluklamak, ezel-ebed sultanının
has muhatabı olduğunuzu, iliklerinizde dem ve damarlarınızda hissetmek mi
istiyorsunuz; yudumlayın o’ nu ve uzatın yanaklarınızı Rahmet damlacıkları
değsin. Değmez
mi? Metin Ergöktaş metin@nursayfa.net |