___Furkan Aydıner____
Dün gece Kadir Gecesi miydi?
Bu soru Hz.Peygamber’den bu yana her
Ramazan’da birçok müslümanın gündeminde yer alagelmiştir. Gerçi sorunun
zaman kipi değişmekle beraber içeriği aynılığını muhafaza etmiştir.
Kur’an ayeti ile bin aydan hayırlı diye haber verilen bir geceyi aramanın
heyecanıdır insanı bu soruya sevkeden. Birçok soru gibi bu sorunun da tek
bir cevabı yok. Kimilerine göre cevap iki şıktan oluşacak kadar basittir:
evet veya hayır. Kimilerine göre ise sorunun kesin bir cevabı olamaz.
Kuantumdaki belirsizlik ilkesi gibi olasılıkla tahmin edilebilir, ancak kesin
olarak bilinmez. Kimileri de Allah’ın sevgili kullarının bir nevi ilhamla
bu geceyi bileceklerini iddia eder. Kimileri ise bu denli müstesna bir gecenin
fizik aleminde kainat çapında bir alameti olduğuna inanır ve atomlardan ta
galaktik sisteme kadar bu geceye işaret eden bir fiziki hadiseyi aramaya
koyulur. Hasılı arayış metotları farklı da olsa hepsi bir gaye için çırpınır:
Kadir Gecesini bulmak. Bu Ramazan, birçok müminle beraber, bu arayışa katılanlardan
biri olarak, yaşadığım serüveni sizinle paylaşmak istedim. Kadir Gecesini
ararken ilginç bir hakikatle karşılaştım. Kadir Gecesini bilip bilmediğimi
Allah bilir, ancak Kadir Gecesini bilenleri biliyorum artık. Kimler mi?
İşte hikayesi...
Kadir Gecesi arayışına çıkarken fark ettiğim ilk şey Türkiye’deki
müslümanlar ile diğer müslümanlar arasında bu gece ile ilgili farklı
telakkilerin varlığıydı. Hadislerde Kadir Gecesini son on gecede ve hususan
tekli gecelerde arayın denilmesine rağmen Türkiye’de yirmiyedinci gece
Kadir Gecesi olarak idrak edilegelmiştir. Oysa Amerika’da karşılaştığımız
diğer müslümanlar tek gece yerine, hadisin manasına uygun olarak, son on
geceye odaklanmayı daha uygun buluyor. Bir kısmı bu geceyi elden kaçırmamak
için son on günde itikafa çekilmeyi bile tercih ediyor. Kadir Gecesinin
kadrini bilenler herbir geceyi Kadir gecesi olabilir diye değerlendirirken,
onun kadrinin idrak etmeyenler ise herbir geceyi Kadir gecesi olmayabilir diye
ihyadan içtinap ediyor. Bu iki yaklaşım da Kadir Gecesinin bir imtihan eseri
olarak saklı tutulmasının sırrına münasiptir.
Kadir Gecesi arayışına devam ederken
şahit olduğum başka birşey ise arama metotlarının farklılığıyla
alakadar. Kimileri bulutlu bir gecede okyanusa gidip sabaha kadar balık arar
gibi arıyor. Kimileri yüksek ücretli yeni bir iş arar gibi arıyor. Kimileri
Bayram arefesinde kārını maksimum kılmak için uygun bir pazar arayan tüccar
gibi arıyor. Kimileri fizik alemindeki olağandışı haberlerin içinde arıyor
onu. Kimileri rüyalarda arıyor. Kimileri de aramayı bırakmış, şeyhinden
veya üstadından gelecek bir haberi beklemekle iktifa ediyor.
Geçenlerde bir akşam üstü iftardan
sonra birkaç arkadaşın balık avına çıkmak üzere hazırlık yaparken konuştuklarına
kulak misafiri oldum. Hepsi bir gaye etrafında odaklanmıştı: mümkün olduğu
kadar çok balık yakalamak. Yaklaşık iki saat uzaklıktaki okyanusa gidip
oltayla balık yakalayacaklardı. Biri kocaman okyanusta balıklar oltamızdan
başka birşey mi bulamaz diye kuşkusunu dile getirirken, bir diğeri kocaman
okyanusta da balık bulamazsak başka nerde bulabiliriz diye ümitvar olduğunu
beyan ediyordu. Gerçi halk arasında balık gibi yakalamak diye bir tabir
kullanılsa da, dinlediğim kadarıyla balıklar öyle kolay yakalanmazmış.
Hava durumu, kullandığın yem, gittiğin bölge ve gidiş zamanı gibi birçok
farklı faktörü dikkate almak gerekiyormuş başarılı bir arayışa çıkmak
için. Bulutlu havada ve gece vaktinde balık bulmak kuvvetle muhtemelmiş. Balıkçı
arkadaşlar bu noktalarda fikir birliğine vardıktan sonra yola çıkmaya karar
verdiler. Gerçi uykularından fedakarlık yapacaklardı. Bütün gece ayakta
kalmakla kendilerine bir nevi eziyet edeceklerdi. Bu olumsuzluklar akıllarına
geldiğinde, ellerininin arasına alacakları büyük balıkları hayal
ediyorlardı. Rasyonel bireyler olarak, alacakları mükafat karşısında,
uykusuzluk gibi bir maliyet ödemeye razıydılar. Belki de onlara göre gündüz
vakti balığa gitmek irrasyoneldi. Onların tatlı müzakerelerine kulak
verirken, hayalim beni başka bir arayışa götürmüştü: Kadir gecesi arayışı.
Nefsim Ramazan denizinde Kadir Gecesini aramak için bir gece dahi olsa rahatından
vazgeçip arayışa çıkmama razı olur muydu acaba? Hem bu dünya okyanusunda
yakalanan balıklar bir öğünlük olmasına rağmen, sonsuz öğünlerde
soframa gelecek balıkların avına çıkmak daha rasyonel değil miydi? Sonsuz
gecelerde rahata kavuşmak için bir gecelik rahatı feda etmek çok mu ağırdı?
Nefsim bir derece iknaya yanaşmaşmakla beraber başka bürhan istiyordu.
Ramazan’ın yirminci günüydü, bir
fizikçi arkadaşla Kadir gecesi sürecinden bahsediyorduk. Ben aramak için hazırlığa
başlarken, o bana bu gece Kadir gecesi olabilir dedi fiziki bir olaya dayanarak.
Bu denli kıymettar bir gecenin Kainat ölçeğinde fiziki bir olayla irtibatı
olmalıydı onun anlattığına göre. Üyesi olduğu fizikçi grubundan aldığı
habere göre bu gece Andremoda galaksisinin tutulması hadisesi yaşınıyordu.
Galaktik ölçekte büyük bir hadise. Daha da ilginci bu olay her yıl
Ramazan’ın son on gecesinde cereyan ediyormuş. Tıpkı Kadir Gecesi gibi
hangi gecede olduğunu bilinemiyormuş. Argümanlar pek ikna ediciydi. Geçen
sene bu hadise Ramazan’ın yirmi sekizinde olmuş bu sene ise bu geceye tekabül
etmiş. Bilime olan güvenimin etkisiyle bu izahlara hayli inandım. Kuşkulu
dahi olsa bu gece Kadir gecesi olabilir diye bir derece edaya karar verdim. Bu
kararımda akşama doğru sanal dünyadan aldığım bir haberinde etkisi olmuştu.
İnternet üzerinde sohbet ettiğim dost birine duyduklarımı hikaye ederken
ilginç bir cevap aldım. Biliyor musun dedi muhatabım, bugün bir başkasından
da benzer bir haber aldım. Gündüz vakti dostum bir okuyucusunda samimi ve
heyecanlı bir ses tonuyla Kadir Gecesi ile ilgili bir müjde alır. Rivayete göre
veli bir zat bu gecenin Kadir gecesi olduğunu bildirmiş. Dostlara düşen bu
muazzam fırsattan birbirlerini haberdar etmekti. Bu iki hadise karşısında
hem akıl hem de kalp cevabını bulmuş gibi bir derece sevinmişti. Geceyi bir
nebze ihya etmek için gayret gösterdikten sonra, içimden yükselen karşı
argümanların etkisiyle soluğu yatakta aldım. Saat gecenin ikisini gösteriyordu
yattığımda. Çok geçmeden dehşetli bir rüya ile uyanırken aklıma gelen
ilk şey: bu gece gerçekten Kadir Gecesi mi yoksa? Bir süre daha uyanık
durduktan sonra nefsimin tercihine tabi olup istirahata devam ettim.
Günler birbirini kovalarken yirmiyedinci
geceye ulaşmıştım. Arayışım devam ediyordu. Bu gece Kadir Gecesi olması
kuvvetle muhtemeldir diye nefsimi iknaya çalıştım. Gecenin ilerleyen
saatlerinde nefsimden yükselen kuşkulu sesler karşısında aklım tatmin
edici bir bürhan aradı. Ramazan Risalesindeki bir teşbihten hareketle birkaç
arkadaşa telefon etmeye karar verdim. Hem onlarla bir hakikatı paylaşacaktım,
hem de onlarla beraber nefsimi iknaya çalışacaktım. Oyuncak helikopter satan
tüccar bir arkadaşı aradım önce. Selam ve tebrikten sonra asıl konuya
geldim.
“Helikopterlerini kaça satıyorsun?”
“Tanesini 10 dolara.”
“Senenin belirli bir zamanında gece
vakti açılacak bir pazarda onların tanesini 1000 dolara satmak imkanı olursa
ve daha da ötesi pazara götürebildiğin malların hepsinin satın alınacağı
garantisi varsa ne yaparsın?”
“Bir sene öncesinden hazırlıklarımı
yaparım. Fabrika ile irtibata geçip azami miktarda ürünle pazara katılırım.”
“Peki bir gece vakti tanesine 30 000
dolar veren bir Pazar olursa ne yaparsın”
“Hiç tereddütsüz tüm geceyi pazarda
geçiririm.”
Ahizeyi
indirdikten sonra kendi kendime düşündüm. Böyle pazarlarda en karlı
ticareti yapıp bütün dünyanın maliki bile olsak, Ramazan pazarında
kazanacaklarımızın yanında bir kıymet ifade eder miydi? Rad suresinde Cenab-ı
Hak gök gürültüsü şiddetinde bir sesle bize söyle sesleniyor:
“Ona(Rabbinin emrine) uymayanlara gelince, eğer yeryüzünde olanların tümü
ile bunun yanında bir misli daha kendilerinin olsa, (cehennemden kurtulmak için)
onu mutlaka feda ederler.”(Ra’d, 18)
O halde
nefsimi karlı dünya pazarına tereddütsüz razı edip, ahiret pazarından
uzaklaştıran neydi acaba?
Telefonun tuşlarına
bir daha bastım. Bu sefer Amerika’nın kuzeyinde bilgisayarda doktora yapan
bir arkadaş vardı karşımda. Hoşbeşten sonra ona da asıl konuyu açtım.
“Bildiğime
göre okulda asistan olarak çalışıyorsun. Saat ücretin kaç dolar?”
“15 dolar”
“Burada
hayli yüksek ücret veren bir iş imkanı var. Başvurmayı düşünür müsün?”
“Neymiş bu?”
“Computerle
alakalı bir iş.”
“Kaç dolar
verecekler.”
“Hayli fazla
veriyorlar, ancak bir şartları var. Gece çalışacaksın.”
“Ne kadar
verecekler?”
“Saati 100
dolar”
“Deme ya, bu
kadar yüksek ücret verdiklerine göre bir istedikleri vardır”
“İstedikleri
şey projeyi kısa sürede bitirmek için gece boyunca çalışman. Düşünüyorsan
sana iş ilanını göndereyim.”
“Olur. Gönder
bakalım.”
“Uykusuz kalırsın.”
“Önemli değil
ya. Gündüz oyuruz, gece de çalışırız. Yeter ki, yapabileceğimiz birşey
olsun.”
Konuşma bu minval üzere devam ederken, nefsime Bediüzzaman'ın
şu sözlerini hatırlattım: "Şu mübarek şehr-i Ramazan, leyle-i
Kadri ihata ettiği için, kendisi de ömür içinde bir leyle-i Kadirdir ki,
muvaffak olanın ömrüne bin ömür katar. Dakikası bir gündür. Saati iki
ay, günü birkaç sene hükmünde bir ömr-i bâkîdir.".
Ramazan-ı Şerifte sevab-ı a'mâl(amellerin sevabı), bire bindir.
Kur'ân-ı Hakîmin, nass-ı hadisle, herbir harfinin on sevabı var; on hasene
sayılır, on meyve-i Cennet getirir. Ramazan-ı Şerifte herbir harfin on değil,
bin; ve Âyetü'l-Kürsî gibi âyetlerin herbir harfi binler; ve Ramazan-ı Şerifin
Cumalarında daha ziyadedir. Ve Leyle-i Kadirde otuz bin hasene sayılır.
Bu seneki arayış serüvenimin
bitmesine üç gün kalmışken mühim bir hakikatı anlamıştım: soruda bir
yanlışlık vardı. Kadir gecesinin kadrini biliyor muyuz? Diye sormak gerekir.
Hem Kur’an’ın kendisi de böyle sormuyor muydu? Bu soruya cevap bulanlar
aslında başlıktaki soruya da cevap bulmuş olur. Çünkü Kadir
Gecesini bilenler, onun kadrini bilenlerdir.
Furkan
Aydıner, 12 Aralik 2001