_____Cemil
Karakullukçu_____
NEFİS MUHASEBESİ
İnanç
ve etik anlayışımızın iç dünyamız, tutum ve davranışlarımıza nasıl
yansıdığıyla ilgili nefsimizle yaptığımız bir muhasebemiz oldu mu şimdiye
kadar?
Hani
inanç ilkelerini, doğru bildiklerimizi önceliklerimizin başına koyacaktık.
Hani ne pahasına olursa olsun inançlarımızdan asla taviz vermeyecektik.
Allah’a olan imanımızın gereği olarak her şeyde bir hikmet arayacaktık.
Dünyaya çok geniş bir bakış açısı olan iman penceresinden bakacaktık.
Ne olursa olsun baktığımız her şeyin arkasındaki gizli eli görmeye çalışacaktık.
Zerrelerden galaksilere kadar her şeyin bir kader ölçüsü içinde hareket
ettiğinin ve bu nedenle de olağan üstü durumlarda dehşete kapılmamıza
gerek olmadığının şuuruna varacaktık. Öte alemle ilgili işlerimizi,
dünya işlerimize tercih edecektik. “dünya geçicidir” gerçeğini tutum
ve davranışlarımıza yansıtacaktık. Sönük kafa fenerimizi değil de
“dünya”mızın güneşi olan Resulullah’ı(asm) rehber edinecektik. Her
asırda huzur ve barışın yalnız ve yalnız
O’nun kutlu mesajında olduğuna inanacaktık. Resûlullah’ın
saadet asrındaki eğitimi sayesinde öyle cılız toplumdan nasıl sevgi
medeniyeti filizlendiğini, kıyametin kopmasına kadar da bütün asırları
ışıtan sevgi kahramanlarının nasıl
yetiştiği ise ilgimizin odağı olacaktı. Resûlullah (asm)’ı sevmeyi
Allah’ı sevmenin bir gereği kabul edecektik. Sevgiyi hayatımıza sokacaktık.
Her şeye sevgiyle yaklaşacaktık. Ölümü hayatımızın bir parçası
kabul edecektik, hatta onu sevecektik. Zor anlarımızda yalnız ve yalnız
Allah’a sığınacaktık, başka hiçbir şeyden korkmayacaktık.
Musibetlerin karşısında sabredecektik. Allah en büyük dayanağımız
olduktan sonra olumsuz şeylerden telaşa düşmeyecektik- yılmayacaktık.
Haksız hiçbir baskıdan korkup bildiğimiz doğrudan
şaşmayacaktık. Özgür olacaktık. Özgür olduğumuz kadar, her
saniye ve her an kontrol altında
tutulduğumuzun şuurunda olacaktık.
Asla
yalan söylemeyecektik. Aldatmayacaktık, aldanmayacaktık. Bir adım sonra ölüm
bile olsa ne birini ne de bir toplumu yanılmayacaktık. Her zaman doğrunun
yanında olacaktık. En yakınımız bile olsa asla haksızdan yana tavır
koymayacaktık. Eşit muameleyi ilke haline getirecektik. Hak ve hukuka saygılı
olacaktık kusuru başkasında değil
nefsimizde arayacaktık. Kardeşimizin kusurunu görmezlikten gelip ayıplarını
örtecektik. Kardeşimizi şerefte, makamda, ilgide ve hatta maddi çıkarda
nefsimize tercih edecektik. Her canlının rızkı Allah’ın taahhüdü altında
olduğuna göre, geçim darlığından telaşa düşmeyecektik. Alçak gönüllü
olacaktık, insanlara tepeden bakmayacaktık. Düşkünlere yardım edecektik.
Tutuculuğa
hiç yer vermeyecektik. Başkalarına toleranslı olacaktık. Kendi düşüncelerimizle övünmeyecek, başkasının
fikrini yermeyecektik. Hangi meşrebe sahip olursa olsun herkese kapımızı açacaktık.
Davamızı başkasını tenkite alet etmeyecektik. Kardeşimizin yaptığı güzel
işleri alkışlayacaktık. Özellikle iman davasına sarılmışlarla müfritâne
irtibat içinde bulunacaktık. Huzur
bozucu ve yararsız kıskançlığa kendimizi kaptırmayacaktık.
Yaptığımızı Allah için yapacaktık. Kudsî davayı omuzlamada başkalarının
yardımından son derece memnun olacaktık. Yalnız kendi meşrebimizi hak
bilmeyecektik. Başkalarının görüşlerine
de saygılı olacaktık haykırılan her hakikati her zeminde alkışlayacaktık.
Başkalarıyla tartışmaya girmeyecektik. İstenildiğinde fikrimizi açık açık
söylemekten çekinmeyecektik. Ümitsizliğe düşmeyecektik ve sabredecektik.
Zorluklardan asla çekinmeyecektik. Yaptığımız kusurlardan içten
utanacaktık. Günahlardan tövbeye sarılacaktık.
Ve
yarınları kurmaya bütün ümidimizle hazır olacaktık.