
Rahmete
kavuşan bir Hak eri -1-
Tarihçe-i
Hayat’ın başında “Medine-i Münevvere’de mühim bir âlim” diye
tavsif edilen 1922 Konya doğumlu Ali Ulvi Kurucu Hoca Efendi de Hakkın
rahmetine kavuştu. Ortaöğrenimi ve hafızlığını Türkiye’de
bitirdikten sonra 1939’da Nurlu beldelere giden, bu arada el-Ezher’i
bitiren bu büyük âlim Medine-i Münevvere’deki Sultan Mahmud ve Şeyhülislam
Arif Efendi kütüphane müdürlüğü yapmış ve 1985’te de emekliliğe
ayrılmıştı.
İkinci Âkif denilecek kadar şiirde usta olan Ali Ulvi Kurucu’nun nefis şiirlerinden
bir kısım örnekleri Tarihçe-i Hayat’ın başında da yer alıyor. Tâ
1968-69’lu yıllarda, imam-hatip talebesi iken onun meşhur Gümüş Tül
isimli şiir kitabını almış, heyecanla okumuştuk. Merhum Gecelerin Gündüzü,
Alevler isimli daha birçok önemli eserlere de imza atmış.
Merhum, Peygamber sevgisiyle genç yaşlardayken gelip yerleştiği o mübarek
mekânlardan kopamamış. Ona komşuluğu hep iftihar vesilesi görür. Bir
sohbetinde bunu şöyle anlatır: “Medine’de Tunuslu bir derviş Beşir
var. Sokaklarda şiir okuyup durur. Bu şiirlerinden şu beyti tekrar edip ağlar,
dinleyenleri de ağlatırdı. Beyit şuydu: ‘Habibim, benim sevgili
Peygamberim! Senden şefaat niyaz ederim. Her ne kadar şefaat istemeye hakkım
yoksa da, buyuruyorsun ki: Hz. Cebrail gelir, gider, komşu hakkını tavsiye
ederdi. Ya Resûlallah, bu hadis-i şeriften feyiz ve hız alarak, şefaat
diliyorum. Zira komşun bulunuyorum. Komşun olduğumdan dolayı bana şefaat
edeceğine inanıyorum, ya Resûlallah!”
Bu komşuluk vesilesiyle kendisinden de çok sohbet istendiğini belirten Ali
Ulvi Hoca hele gençlerden, samîmî insanlardan davet geldiğinde kıramadığını
belirtiyor, ilmini aktarmayı bir vecibe biliyor.
Hep tatlı talı anlatır Hocamız. 30.12. 1994’te İstanbul Topkapı Oto
Sanayii Sitesi Camiinde bir Cuma vaazı yapıyor da mest ediyor insanları.
Orada anlattığı bir örneği ibretli olduğu için buraya aktarıyorum:
“Amerika’daydım. Oğlum Amerika’da okuyordu. Çocuklar, talebeler
aralarında para toplamışlar, bir daire almışlar, cami yapmışlar,
namazlarını orada kılıyorlar. Bilhassa Cuma namazlarını orada kılıyorlarmış.
“Amerika’da bir yüksek elektrik mühendisi, Amerika’daki zenci Müslümanlardan
Dr. Abdürrahim bir Cuma namazında bana dedi ki: ‘Hocam, oğlundan ve Türk
talebelerden şikâyet edeceğim. Kendilerine “İslâmı anlatalım”
diyorum çekiniyorlar.’ Ali Ulvi Hoca Efendi, ‘O, İslâmı anlatalım’
deyince bir tuhaf oldum” diyor arkasından da ona bir soru yöneltiyor:
“Abdürrahim Bey, aziz kardeşim, yüksek mühendissin. Sana Amerikalılar,
‘Abdürrahim, sen Müslüman oldun da ne kazandın?’ derlerse ne
diyeceksin?” Abdurrahim, “Hocam bu suâli sorsunlar diye konferans vereceğim”
diye söze başlıyor. Oldukça ilginç, düşündürücü, duygulandırıcı
şeyler söylüyor. Bakalım, neler söylemiş. Yarın ki yazımızda üzerinde
duralım..
Şaban Döğen, 07 Subat 2002, Yeni
Asya