____Davut Şahin_____
Alimin,
ölümü: âlemin ölümü
Hayatının
yarım asırdan fazlasını Medine-i Münevvere’de geçirdi Ali Ulvi Kurucu.
Diğer yarısını da memleketinde.
Zira, Medine onun için: Her Müslümanın gönlünde yaşayan, bir buhurdan
gibi her Müslümanın ruhunda tüten bir aşk kaynağı...
Bu büyük değerli âlim, “ruhunda tüten aşk menbaı” nda hayatına
nihayet verdi: Hak’ka yürüdü.
Ne saadet.
İlk kez ismini “Bediüzzaman Said Nursî”nin Tarihçe-i Hayat eserinin
“Takdim”inde okudum.
O Kur’ân, Peygamber ve Bediüzzaman aşığı idi.
Bediüzzaman Hazretlerini anlatan eserde “Bu önsöz Medine-i Münevvere’de
bulunan mühim bir âlim tarafından yazılmıştır” hitabına mazhar olmuş.
Bir çoğumuz için hep uzak ve kutlu ufukların sâkini.
Yıl 1939... Devrin en karanlık yılları. Baskılardan bunalan ve “Ya tahammül,
ya sefer” diyerek, “sefer”de karar kılan İbrahim Bey, varını yoğunu
satarak oğlunu Mısır’da El-Ezher’de okutmak istemektedir. Gemiye binip
veda ederler.
Dostumuz Mustafa Aydın’la yapılan söyleşide, kendi ağzından çocukluğunu
şöyle anlatır:
“Biz amcamla (Hacı Veyiszâde Mustafa) beraber hicret etmek istiyorduk. İkinci
Cihan Harbi koptu, amcamın altı çocuğu vardı gelemedi. Fakat Konya'da
kalarak büyük hizmetler yaptı. Okullar ve hastanelerin yapılmasına,
bilhassa irfan gençliğinin yetişmesine çok faydası oldu. Amcamın büyüklüğü
talebe yetiştirmekte, yani peygamber vârisi insan yetiştirmekte çektiği çileler
ve ömrünü bu dâvâya vermesindedir.” (Aksiyon)
6 senelik Mısır'daki tahsil ve aralarında bugün artık efsane olmuş
isimlerin bulunduğu eşsiz irfan meclislerindeki sohbetler babası İbrahim
Beyin 1945'teki âni vefatıyla kesiliyor.
Artık Medine hayatı başlamıştır. Mısır'daki irfan meclisini, yani:
Tokatlı Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi, Düzceli Zahid El-Kevseri, Yozgatlı
Mehmed İhsan Efendi (Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu beyin babası) ve şair
İbrahim Sadri onun mânâ hayatına şekil veren mânevî mimarlardır.
O sıralar Camiü’l Ezher’de Türk öğrencilerin kaldığı Revak-ül
Etrak’daki odasında geceleri namaza kalktığında ellerini semâya açtığında
şöyle dua edermiş:
"Ya Rabbi... Mehmed Âkif gibi şair olayım, Cenâb Şehabeddin gibi nâsir
(yazar) olayım!"
Söyleşinin devamında şöyle diyor Ali Ulvi Hoca:
"Ne o oldum, ne de o. Demek ki her denen olmuyormuş" diyor mütevazi.
Medine'de uzun müddet Evkaf Dairesinin İnşaat ve Sicillat Emini olarak çalışır.
1953'ten 1975'e kadar Sultan Mahmud'un yaptırdığı Mahmudiye Kütüphanesinde,
daha sonra da 1985'te emekli olana kadar Şeyhülislam Arif Hikmet Kütüphanesinde
çalışır. Ecdad yâdigârı onbinlerce kıymetli eser elinden geçer.
Peygamber aşığı, Medine sevdalısı, Bediüzzaman hasretiyle yanıp tutuşan
Ali Ulvi Kurucu Hocayı bu küçücük köşeye sığdırmak mümkün değil.
O şimdi, o muazzez ruhlarla birlikte.
“Cennetteki âlemleri seyretmede gözler..
Hikmet dolu her cümlede, Kur'ândaki nur var,
Her lem'ada, binbir güneşin huzmesi çağlar.”
Allah gani gani rahmet eylesin..
Yeni Asya, 05 ubat 2002
|