__
MLatif Salihoglu___
Medine'den "mühim bir
âlim" göçtü
Evet,
Risâle-i Nur'un sayfalarında "Medine-i Münevvere'de bulunan mühim bir
âlim" ifadesiyle yâd edilen muhterem zât Ali Ulvî Kurucu, ebedî âleme
göç eyledi.
Ona, Gafur-u Rahîmin'den nihayetsiz rahmet ve mağfiret diliyoruz.
1920(?) yılında Konya'da dünyaya gelen Ali Ulvî Kurucu, ailesinin 1930'lu yılların
sonunda buradan hicret etmesiyle, yaklaşık 60 yıldır gidip yerleştikleri
Medine-i Münevvere'de yaşıyordu.
Âlim olduğu kadar, edib, şâir ve gönül adamı olarak da tanınan Ali Ulvî,
ömrünün çoğunu Resulullah'a komşuluğu çok sevdiği o mübarek beldede geçirdi
ve yine orada son nefesini vererek ebedî âleme irtihal eyledi.
Dün öğle namazının ardından Mescid-i Nebevî'de kılınan cenaze namazını
müteakiben, naaşı Cennet'ü-l Bâki Mezarlığına kaldırıldı ve orada
toprağa verildi.
Ne mutlu, ne kutlu bir yolculuktur bu.
* * *
Şiirlerinde, daha çok Mehmed Akif üslûbunu yansıtan ve sürdüren Ali Ulvî
Kurucu'nun en ziyade meşgul olduğu alan, kütüphanecilik idi.
Mısır El-Ezher Üniversitesindeki yüksek tahsilini tamamladıktan sonra,
hayatını Medine'de bulunan Evkâf Dairesi ile ayne şehirdeki iki büyük kütüphanenin
idaresine vakfetti. Bu vazifesini, emekliye ayrıldığı 1985 yılına kadar sürdürdü.
Tabiî, Türkiye ile olan irtibatını da hiç kesmeyen Ali Ulvî Hocanın, birçok
gazete ve dergide yazı, şiir ve makalesi neşredildi.
Kendisiyle, bundan 6-7 sene kadar evvel muhterem Ertuğrul Düzdağ'ın evinde görüşüp
tanışma şerefine nâil olduk. Oradaki dost meclisinde, şiirlerinden, nesir
ve manzum tarzda yayınlanmış eserlerinden bahisler açıldı. Kendisi de,
Kocatepe Camii üzerine yazmış olduğu bir şiirini okudu. Herkesi düşündüren,
duygulandıran bir şiirdi.
Son aldığımız bilgilere göre, hayat ve hâtıratının, muhterem Ertuğrul
Düzdağ tarafından kaleme alındığı şeklinde.
* * *
Ali Ulvî Kurucu, Bediüzzaman Said Nursî'nin otobiyografisi mahiyetindeki
"Tarihçe-i Hayat" isimli eserin başında yer alan o müstesnâ
"Önsöz"un yazarı olduğu gibi, Mektûbat'ın sonuna derc edilen
"Gönüller fatihi büyük Üstad'a" başlıklı dasitânî şiirin de
sahibidir. Aynı zamanda Sikke-i Tasdik-ı Gaybî isimli eserin sonlarında,
yine "Gönüller fatihi pek muhterem ve mükerrem Üstadımız Hazretleri"
diye başlayan iki-üç sayfalık, muhlisâne duygularla kaleme alınmış bir
"güzel mektub"u var. (Bu mektup, Tarihçe-i Hayat'ın sonundaki
"Risâle-i Nur ve hâriç memleketler" bölümüne de aynen derc
edilmiş.)
Gerek önsözün, gerek şiirin ve gerekse mektubun başına konulan takdim
ifadesinde, aynen her üç yerde de onun için "Medine-i Münevvere'de
bulunan mühim bir âlim" tâbiri kullanılmış. Ali Ulvî'nin bu iltifatlı
sözlerle takdim edilmesini, Üstad Bediüzzaman'ın bizzat kendisi istemiş.
(Son Şahitler–4/158.)
* * *
Tarihçe-i Hayat isimli eserin yayına hazırlanması esnasında, "Önsöz"
kısmının kime yazdırılması konusu, kitabı hazırlayanlar tarafından uzun
uzun müzakere edilir.
Sonunda, böyle bir takdim yazısının Ali Ulvî Beye yazdırılması teklifi
kabul görür. Kendisine Atıf Ural tarafından bu teklif iletilir ve o da fazla
gecikmeden, Tarihçe-i Hayat'ın başına konulacak "Önsöz"ü yazıp
Türkiye'deki Nur Talebelerine gönderir. (Son Şahitler–4/297.)
İlâhiyat Fakültesinde okuyan Kâmil ismindeki Nur Talebesi, Ali Ulvî'nin
Medine'den postaladığı bu "Önsöz" yazısını alıp getirir.
Metin baştan sona Üstad Bediüzzaman'a okunur. Üstad, bu metnin başına
yukarıdaki notu koydurur ve şöyle der: "Ali Ulvî Efendi, benden çok
Risâle-i Nur'u övmüş. Eğer beni fazla övseydi, bu önsözü kabul
etmeyecektim." (A.g.e., s. 158)
* * *
Ali Ulvî Hocanın dâr-ı bekaya irtihali vesilesiyle, şu sıralar pekçok kişinin,
Risâle'deki bahsi geçen şiiri, mektubu ve "Önsöz"ü,
tekraren okuyacağı ümidiyle, hasseten önsözün sonunda yer alan iki cümle
ile iki mısrayı burada da takdim etmek istiyoruz; şöyle ki:
"Nasıl tatmin edilmez ki, Risâle-i Nur Külliyatı, Kur'ân-ı Kerîmin
cihanşümûl bahçesinden derilen bir gül demetidir. Binaenaleyh, onda, o mübarek
ve İlâhî bahçenin nuru, havası, ziyası ve kokusu vardır.
Ruhun bu ihtiyacını söyler akan sular,
Kur'ân'a her zaman beşerin ihtiyacı var.
* * *
Son olarak, yine yukarıda bahsi geçen duygulu, coşkulu şiirini sunmak
istiyoruz, Ali Ulvî Hocanın. Merhum için, duâ yerine geçmesi ve âhirette
berat nişânesi olması dileğiyle...
Gönüller Fatihi Büyük Üstad'a
Nuruyla bütün gönlümü fetheyleyen üstad!
Gönlüm seni, kudsî heyecanlarla eder yâd.
İlhâmıma can geldi berâet haberinle,
Mü'minleri şâdeyleyen ulvî zaferinle.
Sıyrıldı ufuklardan o kasvetli bulutlar;
Göklerde melekler, bu büyük bayramı kutlar.
Milyonların imanını kurtardı cihâdın;
Par par yanar imanlı gönüllerdeki yâdın.
Coşturmada imanları, binlerle vecizen,
Tarihini kudsî heyecanlarla süzerken.
İlhâmımı mestetti tecellâ-yı cemâlin;
"Fâtih" gibi rehberleri andırmada hâlin.
Dağlar gibi sarsılmadın, en korkulu günlerde,
Her ânı ölümler dolu tazyikin önünde.
Dünyalara dehşet salıyor, sendeki iman;
Sarsılmayan imanına düşman bile hayran.
Rehber sana zîra, yüce Peygamberimiz'dir.
Ölmez eserin: Gençliğe gösterdiğin izdir.
Kur'ân-ı Kerimin ezelî feyzine erdin;
İnsanlığa, iman ve kemâl dersini verdin.
Ey başlara cennetlerin ufkundan inen tâc!
Âlem senin irfânına, irşâdına muhtaç.
Derya gibi nurlar taşıyor her eserinden;
"Allah"a giden Nurcuların rehberisin sen!
Milyonları derya gibi coşturmada "Sözler";
Cennetteki âlemleri seyretmede gözler.
Hikmet dolu her cümlede, Kur'ân'daki nur var
Her lem'ada, bin bir güneşin huzmesi çağlar.
"Nur Yolcusu" insanlığa örnek olacaktır.
Kudsî heyecanlarla, gönüller dolacaktır.
Mefkûresi, günden güne erdikçe kemâle;
Gark olmada iç âlemi, en tatlı visâle.
Coştukça denizler gibi kalbindeki iman;
Bin ders-i hakikat veriyor ruhuna Kur'ân.
Âzâdedir İslâmı saran tehlikelerden;
Dâvâsı temiz çünkü siyasî lekelerden.
Her hamlesinin kuvve-i kudsiyesi vardır;
Vicdanları mesteyleyen ulvî sesi vardır.
Aşkın ezelî sırrına erdikçe gönüller;
Yer yer donatır ufkunu sevda dolu renkler.
Bir ülkeyi baştan başa fetheyledin ey Nûr!
Nurun olacaktır, bütün insanlığa düstur.
Kur'ân seni te'yid ediyor mucizelerle;
Ey şanlı gönül fâtihi hiç durmadan ilerle!
Târih-i hayatın doludur hârikalarla;
Hiç sönmeden âlemde güneşler gibi parla!
Manzûme-i şemsiyeyi temsil ediyorsun;
Heybetli fezâlarda hız almış gidiyorsun!
İmanlı nesiller, seni tâkip edecektir;
Yıllarca, asırlarca peşinden gidecektir.
Tarihi aşarken sen o iman dolu hızla,
Milyonları aşmış bütün evlâdlarınızla;
Birden açılır ruhuma esrarlı bir âlem,
Vasfeyleyemez aşkımı, şi'rimdeki nâlem.
Ali Ulvi .
|