İhlâslı Vicdan
Mehmet Şirin Seven - msevennur@yahoo.com Kalp
ve vicdan, sadece iki kelime fakat derin hakikatler saklayan ince sırların
keşfine birer anahtar olan , insanın bilmesi gereken esrarlı iki muamma.
Devamlı bir ve beraber olması gereken iki latife, iki cihazat. İnsanın
maddi ve manevi hayatına hayat kaynağı olan en önemli duyguların kaynağı,
paha biçilmez Allah’ın iki hediyesi. İnsanı insaniyet mertebesine
çıkaran, insanı hakiki insan yapan, Allah’ı tanımanın ve bilmenin varlığını
tasdik edip anlamanın yeri ve mahalli olmak gibi büyük vazifelere hâiz
olabilecek kapasitede yaratılan, kalp ve vicdan
sarayları. İnsanlık
hayatı bunlar ile kaimdir. Nasıl ki maddi hayatımıza hayat olan kanı
bütün vücudumuza dağıtan kalp, hayatiyetimizi sağlıyorsa, manevi hayatımızı
da ayakta tutan, yine kalp ve vicdanımızdır. Nasıl ki ; kalpten
maksat, yalnız bedenin her tarafına kan dağıtan bir et parçası
olmaması, aynı zaman da asıl kalp vicdandaki birçok his ve duygularımızın
aks edip yansıyarak görüldüğü ve akıldan çıkan fikirlerin kabul yada
red edildiği bir latifemizdir . Hem kalp nasıl bedenimizi ayakta tutuyorsa,
asıl kalpteki iman sayesinde de manevi hayatımız aydınlanıp ışık verir,
bedenimizi nurlandırır, Allah’ı tanıyıp muhabbet edebilecek bir
kabiliyete gelir. Fakat iman nurunun sönmesiyle karanlığa bürünür,
elmastan kömüre dönüşür nursuz maddi bir kalpten ibaret kalır. İnsan
vicdanı fıtraten yaratıcısını arıyor, tanımak istiyor. Hak ve hakikati
arayan insan vicdanı bir arayış içerisindedir. Evet “Kalp bir
latife-i Rabbaniyedir ki mazkarı hissiyatı vicdan, makesi-i efkarı dimağdır.”1
Kalp, iman yahut küfür ile mahiyeti değişen enteresan bir cihazat-ı
insaniyedir. Cenab-ı hakkın , kulun cüz-i ihtiyariyesinin sarfından
sonra kalbine ilka ettiği bir nur olan imanla ancak Allah’ın isim ve sıfatlarını
anlayıp hayatını nurlu ve saadetli yapabilir. Küfür ise bu hakikatleri zıddına
çeviren, kainatı ıssız, zulmetli, kötülüklerin yeri gösterir, insanı
insaniyet mertebesinden düşürtür. İnsanın
vicdanı sağduyusu hakikate fıtraten taraftardır ve kalbide nokta-i istinad
ve istimdat noktalarıyla bağlı olarak devamlı şekilde vicdanından gelen
sese kulak verdiğinde kalbin ihtiyacı olan yaratıcısını tanımakla ve
ona bağlanmakla ancak tatmin olur. Çünkü, insan aciz ve fakir olduğundan
karşısındaki birçok düşmana karşı bir dayanak noktası arar, bulduğu
zamanda elinden bırakmak istemez ona kuvvetlice yapışır. Aynı şekilde
insanın sınırsız ihtiyaçlarını karşılayabilmesi içinde bir yardım
bulma ve alma noktası arar bu maddi ve manevi ihtiyaçları da karşılandığında
minnettar olur. İşte
her vicdanda var olan bu iki duygu penceresiyle bakıldığında vücudu sani,
yani yaratıcının vücudu anlaşılıp,
görülür. Akıl gözü görmese de fıtri fıtrat gözlüğü onu vicdana gösterir.”Fıtrat
yalan söylemez, vicdan nezzardır, kalp penceredir.”2 Yine başka bir yerde
“Fıtrat ve vicdan akla bir penceredir, tevhid şualarını neşreder.”3
Bir şeyin iyi mi, kötü mü olduğu; hayırlı mı, şeyli mi olduğunu ve
bunun gibi hükümlerin doğruluğunu, vicdanteraziyle tarttığımızda bize
doğru olanı söyleyecektir. Peygamberimize (s.a.s) bir meseleden dolayı: -Ya
Resulallah, yaptığım bu iş (fiil) doğru mu?Yaptığım zaman günah olur
mu? Diye soran sahabeye şu manidar cevabı vermiştir. Onu
vicdanına sor. Çünkü vicdan her zaman doğru olanı telkin eder,
devamlı suretle hak ve hakikate taraftardır. “Akıl
tatil-i eşgal etse de nazarını ihmal etse de,vicdan sanii unutmaz. Kendi
nefsini inkar etse de onu görür, onu düşünür, ona müteveccihtir.”4
Kalbin hissettiği manaların harekete gelmesiyle çeşit çeşit meyiller
ortaya çıkar. Bundan dolayı insanın fikirleri kalbin hislerinin temayülatından
çıkar, otemayülat da ruhun ihtisasatından ve ihtiyacatından oluşur. Ruh
ise iman nuru ile harekete gelir. Hayır ise yapar, şer ise kendini çekmeye
çalışır. Daha kör hisler onu yanlış yola sevk edip mağlup etmez.
Vicdanın hakkı gösterip de insanın onu dinlememesi, nefsine pay çıkarması
sonucu olarak his ve hevesinin ağır basmasıyla vicdanın sesine kulak
vermemesi vicdana en büyük zulümdür. Vicdan terazisinin iki kefesi var his
ve akıl, eğer bunlar dengede kalırsa insan hakikati bulur, vicdanen rahat
eder. Çünkü, aklın nuru olan ilmin akıldan çıktığını, kalbin ziyası
olan nurun da vicdandan ışık aldığını ve ancak bunların beraber olmasıyla
insanın denge halinde olacağını görebiliyoruz. Her
şeyde bir ihlas olduğu gibi vicdanda da bir ihlas vardır. Yaratıcısını
arayan ve rızasını gözeten vicdan ihlaslıdır. İhlaslı olan kişide
vicdani murakebesini yapmış, akıl- kalp dengesini sağlamış vicdan sahibi
insandır. Vicdansız insan Allah’ı unutmuş, insan bozması bir hayvandır.
Hem, insanın kalbi ve vicdanı beraber olmalı. Çünkü, kalpsiz
vicdan olmayacağı gibi vicdansız kalp de (kalp ) olmaz. Bunun gibi kalpsiz
akıl da olmaz. Çünkü,”Nuru akıl kalpten gelir. Kalpsiz akıl (akıl)
olmaz.”5 İnsaniyet
aleminin de bir nevi vicdanı kamuoyudur, efkar-ı ammedir. Dünyada bütün
insanlar için evrensel hukuk beyannameleri, ahlaki normlar bulunması
insanların bu insani erdemleri cihanşümul vicdanla kabul edip, her türlü
haksızlık, zorbalık, zulüm ve cinayet, insan temel hak ve hürriyetlerinin
ihlali gibi yanlışlıklara vicdanından gelen erdemle hakkaniyetle hüküm
vermesi, işte bunun bir aksi sadasıdır Kalp
ve vicdan manevi mevcudiyetin temeli olması bakımından – teşbihte hata
olmasın- bir nevi ağacın kökleri gibi ağacı ayakta tutup ona hayat
vermesi misali kalp ve vicdanda insanın maneviyatını ayakta tutan,
mukaddesata bağlılığını sağlayan çok derin ve geniş mahiyetleri olan
en değerli varlığımızdır. Sevginin
, muhabbetin ve ilahi aşkın menbaı ve yeri olan vicdan ve kalp , mü’min
insan için “onun muhabbetiyle kendinden geçmekle, kalbin göz bebeğinde
aksi nurunu yerleştirmekle, insanı âlâ-i illiyine çıkaran bir kudsi
hadisin meali şerifi olan “Ben göklere ve yere sığmam, fakat mü’min
kulumun kalbine sığarım”6 hakikati gereği kalbin ve vicdanın mana
ve ehemmiyetini anlayarak asıl muhabbeti ve sevgiyi Allah’a vermemiz
gerektiğini yine “Allah kalbin bâtınını, iman ve marifet ve muhabbeti için
yaratmıştır. Kalbin zahirini sâir şeylere müheyya etmiştir. Cinayetkar
hırs, kalbi deler. Sanemleri (Allah namına olmayan sırf nefsani ve şehevani
sevgi ve aşkların muhatabı mahbuplar) içine idhal eder. Allah darılır,
mahsudunun aksiyle mücazat eder. “7 Bilirim arkadaş seni cemalperetsin ,
lakin tasalanma Kalbini Allah’a aç göreceksin ki, bir muamma. Sev
seveceksen bütün güzellikleri, ammâ Sevdiğin zaman, Allah namına sev
daimâ. 1.
İşaratül-i’caz, s.78 2. Muhakemat,
s.107 3. Mesnevi-i
nuriye, s.208 4. Mesnevi-i
nuriye, s.215 5. Hakikat
çekirdekleri 6. Sözler,
s.119 7. Hutbe-i şamiye, s.146 |