Beni bu bilgisayarda hatırla  
Parolamı Unuttum Yeni bir hesap oluştur  
 
 
İslam'ın Nuru Ana Sayfa
 



Yazılarımız

Konferans Bildirileri

Genel Makale

Gazete Makalesi

Dergi Makalesi

Şiir

Ses

Fotoğraf

Video

Bilgisayar Dosyaları

Linkler

Duyurular

Vecizeler

Nurlu Tablolar

Kuran-ı Kerim

İnternet Yazıları

Cevşen

Hadis
 
 
 
71195 görüntüleme , 9 okuma Editöre Mesaj

BEDİÜZZAMAN SAİD NURSÎ KİMDİR?

Bediüzzaman Said Nursî, yüzyılımızın yetiştirdiği önde gelen İslâm mütefekkirlerinden biridir. 1878 de Bitlisin Hizan kazâsına bağlı İsparit nâhiyesinin Nurs köyünde dünyaya gelmiş, 23 Mart 1960da Şanlıurfada Hakkın rahmetine kavuşmuştur. Keskin zekâsı, hârikulâde hâfızası ve üstün kâbiliyetleriyle çok küçük yaşlardan itibâren dikkatleri üzerinde toplayan Said Nursî, normal şartlar altında yıllar süren klasik medrese eğitimini üç ay gibi kısa bir zamanda tamamlamıştır.Gençlik yıllarını alabildiğine haraketli bir tahsil hayatı ile değerlendirmiş; ilimdeki üstünlüğünü, devrinin ulemâsıyla çeşitli zeminlerde yaptığı münâzaralarda fiilen ispatlamıştır. Bu meziyetleriyle ilim çevresine kendisini kabul ettirerek, "Bediüzzaman" , yani "çağın eşsiz güzelliği" lâkabı ile anılmaya başlamıştır.

Said Nursî medrese eğitimiyle dini ilimlerde kazandığı ihtisası, çeşitli fenlerde yaptığı tetkiklerle tamamlamış; bu arada devrinin gazetelerini takip ederek ülkedeki ve dünyadaki gelişmelerle ilgilenmiştir. Diğer taraftan, doğup büyüdüğü şark topraklarının sıkıntı ve problemlerini bizzat yaşayarak gören Said Nursî, en zarurî ihtiyacın eğitim olduğu kanaatine varmış; bunun için de şarkta din ve fen ilimlerinin birlikte okutulacağı bir üniversite kurulmasını temin için yardım istemek maksadıyla 1907de İstanbula gelmiştir. İstanbulda da ilim dünyasına kendisini kısa sürede kabul ettiren Bediüzzaman, çeşitli gazetelerde yazdığı makalelerle, o günlerde Osmanlıyı ve İstanbulu çalkalayan hürriyet ve meşrûtiyet tartışmalarına katılmış; meşrûtiyete İslam nâmına sahip çıkmıştır. 1909da patlak veren 31 Mart Olayında yatıştırıcı bir rol oynamış; buna rağmen, haksız ithamlarla Sıkıyönetim Mahkemesine çıkarılmış, ancak beraat etmiştir. Bu hadiseden sonra İstanbuldan ayrılarak şarka geri dönmüştür.

Birinci Dünya Savaşının patlak verdiği günlerde Vanda bulunan  Bediüzzaman, talebeleriyle birlikte gönüllü milis alayları teşkil ederek cepheye koşmuştur. Vatan müdâfaasında çok büyük hizmeti geçmiş; savaşta bir çok talebesi şehit olmuş; kendisi de Bitlis müdâfaası sırasında yaralanarak esir düşmüştür. Yaklaşık ikibuçuk yıl Rusyada esâret hayatı yaşadıktan sonra Varşova, Viyana ve Sofya yoluyla İstanbula dönmüştür.

İstanbulda devlet ricalinin ve ilim çevrelerinin büyük teveccühüyle karşılanmış; Dârül-Hikmetil İslamiye âzâlığına tayin edilmiştir. Bu devrede, resmî vazifesinden aldığı maaşla kendi kitaplarını bastıran ve bunları parasız dağıtan Bediüzzaman, İstanbulun işgâli sırasında neşrettiği Hutuvât-ı Sitte adlı broşürle büyük hizmet etmiş ve işgal kuvvetlerinin plânlarını bozmuştur. Kezâ, işgalcilerin baskısı altında verilen ve Anadoludaki kuvâ-yı milliye hareketini "isyan" olarak vasıflandıran şeyhülislâm fetvasına karşı, mukabil bir fetva vererek millî kurtuluş hareketinin meşrûiyetini îlân etmiştir. Bu hizmetleri Anadoluda kurulan Millet Meclisinin takdirini kazanmış ve Bediüzzaman bizzat Mustafa Kemal tarafından ısrarla Ankaraya dâvet edilmiştir.

Bu mükerrer dâvetler neticesinde 1922 sonlarında Ankaraya gelmiş ve Mecliste resmî bir "hoşâmedî" merâsimiyle karşılanmıştır. Ankarada kaldığı günlerde, yeni kurulan devlete hâkim olan kadronun dîne bakış tarzının menfî olduğunu görünce, on maddelik bir beyannâme hazırlayarak Meclis âzâlarına dağıtmıştır. Bu beyannâmede yeni inkılâbın mîmarlarını İslam şeâirine sahip çıkmaya çağırmış; akabinde Mustafa Kemalle bir kaç görüşmesi olmuştur. Kendisine şark umumî vâizliği, milletvekilliği ve Diyanet âzâlığı teklif edilmiş; ancak Bediüzzaman bu teklifleri kabul etmeyerek Vana dönmüştür.

O sıralarda çıkan Şeyh Said hâdisesiyle hiç bir ilgisi olmadığı, hattâ hâdise öncesinde kendisinden destek isteyen Şeyh Saidi bu niyetinden vazgeçirmeye çalıştığı halde, Bediüzzaman hâdise sonrasında, Vanda ikâmet ettiği uzlethanesinden alınarak Burdura, oradan da Ispartanın Barla nâhiyesine götürülmüştür. Burada "mânevî cihad" hizmetini başlatmış, birbiri peşi sıra telif ettiği eserlerde îman esaslarını terennüm etmiştir. Bu eserler, îmanını tehlikede hisseden halkın büyük teveccüh ve rağbetine mazhar olmuş; elden ele dolaşarak hızla yayılmıştır. O devrede elle yazılarak çoğaltılan eserlerin toplam tirajı 600.000i bulmuştur. Başlattığı hizmetin halka mal olması, devrin idârecilerini rahatsız ettiğinden 1935te Eskişehir, 1943de Afyon, 1952de de İstanbul mahkemelerine çıkarılmıştır. Bunlardan netice alınamamış, ancak Bediüzzaman yine rahat bırakılmamış; Kastamonuda, Emirdağda, Ispartada sıkı tarassud ve takip altında yaşamaya mecbur bırakılmıştır.

Ömrünün son günlerine kadar keyfî muâmele ve eziyetlerden kurtulamayan Bediüzzaman, buna rağmen, îman hizmetini büyük bir kararlılıkla devam ettirmiş; o zor şartlar altında telif ettiği 6000 küsur sayfalık Risâle-i Nur Külliyatını tamamlamaya ve yaymaya muvaffak olmuştur. Kurânı bu asrın idrâkine uygun ve ikna edici bir üslupla izah ve ispat eden ve vehbî olarak kaleme alınan bu eserler, onun çileli hayatını en güzel meyvesidir.


Belge No: 541
Belge İsmi: Bediüzzaman Said Nursî Kimdir?
Yazarlar:
Nur Enstitüsü (Y.A.V)
Yayıncı: Yeni Asya Neşriyat
Yayınlanma Tarihi: Bilinmiyor
Nur Web Sayfaları Yayın Tarihi: 29.01.2007
5 Yorumlar
1
tashih

Fevkal'âde akademik ve güzel bir site. Hayırlara vesîle olmasını diliyorum, tebrikler sunuyorum. Ancak Üstâd'ın doğum târîhinin düzeltimesi gerekiyor: Tevfik Göksu’nun Bedîüzzamân’ın doğum târihi ile ilgili, Yimisekizinci Lem’a’nın İkinci Emâre’sine hâşiye yapılan bir istihrâcı: “.. ya’nî arza bastığın zaman ki, cifirce 1295 Arabî, 93 Rûmî târîhidir ki, târîh-i velâdetine ve Rus Harb-i müdhişine tevâfukla berâber; .." Bedîüzzamân Dârü’l-Hikmette iken doldurulan nüfus tezkeresi ve eşkâlini bildiren 26 Eylûl 1337-1921 târihli belgede doğum târihi olarak 1293 ve 1295 gibi iki târih bulunmaktadır. Mevcud belgelere göre, Üstâd’ın doğum târîhi - ne Târihçe-i Hayât'taki gibi 1873, ne Mustafa Süzen ve N. Şahiner'in iddiâları gibi 1876, ne de A. Kadir Badıllı'nın tesbiti gibi 1877'dir..- Rûmî(24 Kânûnievvel-28 Şubat) 1293, Hicrî (01 Muharrem-08 Rebîülevvel) 1295, Mîlâdî (05 O
Bilal_Tunc 28.07.2008 13:47
2
bin defa okusansada insanını gözleri doluyo

sitenize yeni ama geç üye oldum inşlh hiçte çıkmam ayrılmam merakla zevkle sitenizi takip edicem sohbetlerde heryerde olmak ister gönlüm
murat_koyuncu 25.06.2008 11:40
3
ilk defa

sitenize yeni üye oldum. ilk defa bu yazıyı okudum. sitenize üye olduğum için çok memnunum.gelişmelerinizi merakla takip edeceğim.
zekaci98 13.04.2008 06:26

Sadece kayıtlı kullanıcılarımız yorum ekleyebilir (üye kayıt / giriş ) Tüm yorumlar
 
 
 
 
cheap louis vuitton louis vuitton outlet christian louboutin shoes christian louboutin outlet christian louboutin shoes christian louboutin outlet christian louboutin shoes christian louboutin outlet christian loubourin replica christian louboutin outlet canada goose outlet coach bags coach outlet online gucci outlet gucci outlet herve leger bandage dress herve leger dresses herve leger perfume herve leger outlet herve leger swimwear herve leger dress sale herve leger sale cheap jordans cheap jordans michael kors bags michael kors outlet moncler jackets mulberry uk mulberry uk north face outlet cheap oakley http://www.olivetreeliving.com/ christian louboutin outlet