Beni bu bilgisayarda hatırla  
Parolamı Unuttum Yeni bir hesap oluştur  
 
 
Nur Mektebi Ana Sayfa
 



Yazılarımız

Konferans Bildirileri

Genel Makale

Gazete Makalesi

Dergi Makalesi

Şiir

Ses

Fotoğraf

Video

Bilgisayar Dosyaları

Linkler

Duyurular

Vecizeler

Nurlu Tablolar

Kuran-ı Kerim

İnternet Yazıları

Cevşen

Hadis
 
 
 
Din ve İktisat
Belge Dizisi: IV. Ulusal Risale-i Nur Kongresi - 22 Mart 2009- İktisat Siyaset, İdeolojiler ve İktisat
1160 görüntüleme Editöre Mesaj

TOPLUM, AHLAK VE İKTİSAT
IV. Ulusal Risale-i Nur Kongresi
 
Giriş
Dünyada ve ülkemizde çok yönlü toplumsal değişikliklere sebep olması beklenen küresel bir ekonomik krizle karşı karşıyayız. Bu krizin sonuçlarıyla birlikte nedenlerini de ortaya koymak insanlığın geleceği açısından büyük önem taşımaktadır. Genel bir değerlendirme ile bugünkü küresel ekonomik krizin temel nedenlerine inmek farklı ilmi disiplinleri ve ideolojileri ilgilendiren tartışmaları da beraberinde getirecektir. Toplum, ahlak ve iktisat masasında yapılan çalışmalarda Said Nursi ‘nin iktisadi görüşlerinden yararlanarak krizin vicdandan topluma uzanan geniş bir yelpaze içinde değerlendirilmesi yapılmıştır.
 
İktisadın tanımı
Modern dönemin bir bilim dalı olarak iktisad bilimi, sonsuz olan insan ihtiyaçlarının sınırlı kaynaklarla nasıl karşılanacağını inceleyen bir sosyal bilimdir. Dünyadaki kaynakların kıt-sınırlı, insan ihtiyaçlarının sınırsız olduğu tezinden hareketle geliştirilen bu tanımın içersine sonsuz hırsla bezenen insan dahil edildiğinde bizi bekleyen krizlerin nasıl üstesinden gelineceği sorusu önem kazanmaktadır.
Arapça bir kavram olan “iktisad”ın Islami literatürde “amelde itidal, aşırıya kaçmama” olarak tanımlanması dikkat çekicidir. Maksadını ve taleb ettiği şeyi iyi bilen kimse, doğrudan doğruya ona yönelir. Maksadını iyi değerlendiremeyen ve ne istediğini bilmeyen kimse ise, ifrat ve tefrit içinde kalır, sağa sola bocalar durur. İşte bu nedenle iktisad, maksada yönelik olan amel anlamındadır.
 
Bediüzzaman ‘in iktisadi görüşlerinin anlaşılabilmesi Risale-i Nurların bir bütün olarak ele alınması ile mümkün olacaktır. Said Nursi’nin kullandığı iktisat kavramı bilimsel anlamda kullanılan ekonomi ve iktisat kavramlarından farklı alanlara işaret etmektedir. Bediüzzaman’a göre insanın zorunlu ihtiyaçları, üzerinde önemle durulması gereken bir konudur. Modern ekonomi daha çok üretmek, tüketmek üzerine kuruludur. Daha çok tüketmek üzerine kurulu bir ekonomi anlayışı gayr-i ahlaki sonuçları da beraberinde getirmektedir. Bediüzzaman’ın belirlediği zeminin ilk ayağı, insanın ihtiyacı kadar üretmesi üzerine kuruludur. Bediüzzaman, sonsuz ihtiyaca medar olan ve arzuları alemin dört bir yanına dağılmış olan insanı ele alırken onu ahlaki bir özne olarak düşünmüştür.
 
Ekonomik Krizin Nedenleri
Yaşanan kriz, finansal bir kriz olarak ifade edilmekle birlikte aslında mali bir krizdir. Zira kriz, büyük ölçüde üreticilerin ve tüketicilerin bankalara olan kredi borçlarını ödemeyememelerinden kaynaklanmıştır. Bunun yanında dünyada dolaşan sanal paranın da piyasalar üzerinde menfi tesirler doğurduğu inkar edilemez.
 
Teknolojik gelişmeler de krizin önemli sebeplerinden biri sayılabilir. Çünkü teknoloji, daha önce çok sayıda insanın yaptığı işleri az sayıda insanla yapabilme imkanını sağlamıştır. Geçmişte insanların yüzde sekseni tarımda çalışıyordu. Teknolojinin getirdiği imkanlarla bugün insanların yüzde onunun çalışması ile aynı netice alınabilmektedir. Bunun sonucunda da yüksek bir oran işsiz kalmaktadır.
 
Aynı şekilde sanayi üretimi de insanların belli bir oranı ile gerçekleştirilebilmekte sanayinin gelişmesi işsizliğin ortadan kalkması için çare olamamaktadır. Teknoloji toplumunu tekrar tarıma yönlendirmek de mümkün değildir. Bu nedenle yeni iş sahalarının açılması zarudir.
Bu krizin beraberinde bir zihniyet dönüşümü getirmesi kaçınılmazdır. Bu çalışmada bu dönüşümün ipuçlarına işaret edilecektir.
Yaşanan krizi bir zihniyetin bunalımı olarak değerlendirmek mümkündür. Dünyayı etkileyiş ve yayılış biçimine baktığımızda Amerikan’ın bu zihniyetin temsilcisi olduğunu görülmektedir.
 
Bediüzzaman’ın da işaret ettiği şekilde insanın ve toplumun mesh-i manevisine sebep olan bireysel ve toplumsal ahlaki dejenerasyonun önünü açan bir medeniyet algısı bu tür krizlerin önünü açmıştır.
 
Modern toplumun varlık algısı bu krizin temel kaynaklarından birini oluşturmaktadır. İnsanın kaynakları istediği gibi tasarruf etme düşüncesi, kaynakları sorumsuzca kullanma isteği krizin nedenlerindendir. Ontolojik yasalara aykırı davranmak, hududullahın sınırlarını yeniden çizmeye kalkmak, kendinde bir güç tevehhüm etmek bu sonucu doğurmuştur.
 
Yaradılış ağacının en mükemmel meyvesi olan insan, Çoğu kez yaradılış gayesinden ve bunu algılama çabalarından uzak yaşamaktadır. Socrat “Sorgulanmamış bir hayat yaşanmaya değmez” demiştir. Bir ömür boyu “Ben kimim, neciyim, nereden geliyorum, nereye gidiyorum?” sorularını bir kez dahi kendine soramadan, varlığını sorgulayamadan yolculuğunu tamamlayan insanın varlık algısını dünyevi çerçevede değerlendirmesi, içinde bulunduğu kainatın yaratıcısı ile ilişkilerini zedelenmesine yol açmaktadır. Bu da diğer varlıklara karşı sorumsuzluğu ve zulmü beraberinde getirmektedir.
 
Medeniyet Algısı
Tüm dünyada bulaşıcı bir hastalık haline gelen tüketim kültürünü, zaruri olmayan ihtiyaçların zaruri ihtiyaçlar haline dönüşmesine sebep olan taklitçilik, görenek ve özenti belasının önüne geçilebilmesinin nasıl sağlanacağı cevap bekleyen sorulardandır. Heva ve hevesten tatmine yönelik bir algının toplumda fertler arasında menfaatperestlik, bencilik, kendi çıkarını düşünme, kayırmacılık, rüşvet, torpil gibi hastalıkları yaygınlaştırdığı göz önünde bulundurulmalıdır.
 
İnsan sınırsız arzularla donatılmıştır. Materyalist felsefe bu arzuların doyuma ulaşmasını esas aldığından insanları tüketim çılgınlığına sürüklemiştir. Bunun neticesinde insanlardan bazıları diğerlerine zulmederek onları perişan hale düşürmüştür. Bediüzzaman insanın arzularının sonsuz olduğunu vurgulamakla birlikte fıtri ihtiyaçlarının sınırlı olduğunu ifade etmiş suni yollarla zaruri ihtiyaçların çoğaltılmasını doğru bulmamıştır.
Bu kriz teknik nedenlerden farklı alanlara işaret eden ağır bir krizdir. Bu bağlamda Bediüzzaman’ın Batı medeniyetine ilişkin yaklaşımları ve bu medeniyete getirdiği eleştiriler dikkatle ele alınmalıdır.
 
Krizi doğuran Batı medeniyetinin fantaziyeleri insanımızı esir almış durumdadır. Bu medeniyetin beslendiği materyalist kaynakların da iyi irdelenmesi gerekir. Dünya hayatının merkeze konduğu, hayatın bir eğlence olarak görüldüğü bu anlayış krizin merkezini oluşturmaktadır. Dünya hayatının merkeze alınması daha önemli addedehileceğimiz birçok şeyin ikinci üçüncü plana atılmasına yol açmıştır. Bu kriz bunları tekrar gündeme
getirecektir. İnsanların yaşama damarı yaralanmıştır. Bediüzzaman da buna vurgu yapmaktadır. Kriz doğurmaya müsait olan bu damarın tedavi edilmesi gerekir.
 
Dünyevileşme hastalığı insanlık için bu bir düşüştür. İnsanlar kriz vasıtasıyla ellerinden bir şey gelmediğini ve aciz olduklarını anlamışlardır.
Modernleşme kitlesel ve küresel bir olgudur. Modernleşmeye tamamen direnenler de var. Modernleşme süreci geri çevrilemez; fakat çekim kutbu değiştirilebilir. Sözgelimi örtünmenin ya da giyinmenin belirlediği paradigma değişmiştir. Kadını bir haz nesnesi olarak gören, bunu kamusal alanda görünür kılan ve bunu modernleşme olarak dayatan bir zihniyetle karşı karşıyayız. Kadının bir haz nesnesi olarak kullanılması modernizmin muskası olarak değerlendirilebilir.
 
Kriz olgusunu ahlak ve insandan ayrı düşünmek mümkün değildir. İnsanlık tarihi boyunca yaşanagelen bu tür krizleri insan azgınlığının, onun değer tanımazlığının, öldürücü hırsının ve sınır tanımaz hazcılığının bir neticesi olarak değerlendirmek mümkündür. İnsanlık ortak aklı kullanarak bu krizi çözmelidir. Buradaki aklı iyi irdelemek gerekir. Buradaki akıl, ahlaki olanı seçme yetisidir. Rasyon değildir. Vicdanı seçen, vicdana dayanan kaim akıldır. Bu hususta Bediüzzaman’ın kuvve-i akliye tanımı ön plana çıkarılabilir. Kuvve-i akliye zararı ve menfaati tefrik edecek şekilde aklı kullanmaktır. Bunun da yolu, ifrat ve tefritten kaçınmak, sünnet-i seniyeye uygun hareket etmektir.
 
Özü itibariyle Kapitalizm ve Marksizm gibi beşeri sistemlerin insanlığı özlediği huzura kavuşturamayacağı açıkça ortaya çıkmıştır. Ancak son birkaç yüzyıldır yoksulluğun pençesinde kıvranan, geri kalmışlığın verdiği eziklikle bariz hatalar yapan, yüz kızartıcı tavırlar sergileyen İslam toplumlarının bu durumda yeniden şekillenen dünyada yerini nasıl belirleyeceği, ekonomik krizle sarsılan Batı dünyasına nasıl yol gösterici olabileceği önem kazanmaktadır.
 
Esasen İslam, krizlerin oluşmasını önleyen bir takım tedbirler getirmiştir. Mesela, sıkıntıya düşen komşuya yardımın tavsiye edilmesi, “Ben tok olduktan sonra başkası açlıktan ölse bana ne”yıkıcı zihniyetini ortadan kaldıran zekatın emredilmesi, “sen çalış ben yiyeyim” anlayışını yok eden faiz yasağının getirilmesi bunlardan bazılarıdır.
Günümüz insanına krizin aşılması noktasında bazı görevler düşmektedir. Bireysel anlamda Kurani prensipleri anlamada önemli bir problem olmamakla birlikte bu prensiplerin pratik alana taşınmasında bazı zorluklarla karşılaşmaktayız. Kurani prensiplerin yaşanabilir hale getirilmesi sorumluluk alanımız içersindedir.
 
Bediüzzamanın inşa ettiği etmeye çalıştığı toplum öncelikle bireye yöneliktir. İnsanın terbiye edilmediği bir toplumda yukarıdan aşağıya bir dayatma ile bu toplumun oluşturulması mümkün değildir. Risale-i Nur bize yeni bir toplum modeli sunmaktadır. Ahlaka ve fazilete dayalı bir toplumun inşası ahlak ve faziletle bezenmiş bir insanın inşasıyla mümkündür.
 
Netice itibariyle Bediüzzaman, malın ve servetin Allah tarafından verilmiş bir emanet olarak telakki edildiği, ekonomik gücün (sermayenin) belirli ellerde toplanmasının engellenip biriken sermayenin herkesin refahına hizmet edecek şekilde adaletli dağılımının sağlandığı, çalışmanın dünyevi saadet vesilesi olup tembelliğin işsizliğe isşizliğin de ızdıraba medar olduğu, zekatın verilmesi ve faize engel konulması ile sömürünün engellenmesi yoluyla sosyal tabakalaşmanın önlenip kardeşlik ruhunun öne çıkarıldığı, bencilliğin yerine diğergamlığın, kişilerde hırsa mukabil kanaatin hazza mukabil iman saadetinin, tüketim toplumu yerine ubudiyet ve şükür toplumunun öne çıkarıldığı, arzular yerine fitri ihtiyaçların esas alındığı, helal ve haram hassasiyetlerinin gözetildiği, israfın yasaklandığı, sanayi ve teknolojinin ilayı kelimatullahın bir vesilesi olarak görülüp bunların ahlaki ilkeler çerçevesinde, fakirliğin izalesi yolunda, insanlığın hayrına olarak kullanıldığı, ailenin dünya saadetinin medarı olarak kabul edildiği, zulüm ve haksızlığın ortadan kaldırıldığı, hayali ve sanal unsurlarla insanların uyuşturulmadığı, ebedi hayatın varlığını önceleyen, hayatın gayesini Allaha kulluk olarak kabul eden bir iktisat görüşünü öngörmektedir.


Belge No: 87169
Belge İsmi: Toplum, Ahlak ve İktisat
Yazarlar:
Risale-i Nur Enstitüsü
Yayıncı: Risale-i Nur Enstitüsü
Yayınlanma Tarihi: Bilinmiyor
Nur Web Sayfaları Yayın Tarihi: 22.03.2009

Sadece kayıtlı kullanıcılarımız yorum ekleyebilir (üye kayıt / giriş )