Bu davada dayak var, sürgün var. Sebat, sadakat, fedakarlık….Hepsi var.
Neler var neler var? Eger bunları kabul edersen buyur. Akıl işi değil.
Bana o zamanlarda köydekiler soruyordular: “Bu Bediüzzaman sana ayda kaç para veriyor?” diye
Ne para alması yahu. Deyince : “Sen deli misin? Kafayı mı üşüttün? “Derlerdi.
Üşüttük tabi! Kafayı üşütmeden bu işler oluyor mu?
On kuruşum varsa beş kuruşunu alıyorlardı. Kağıt, mürekkep alacağız diye. Tabi köylülere göre bu delilikti biz de bu deliliği yapıyorduk!
Bizde ne varsa neşriyat için veriyorduk. Kağıt alıyorduk. mürekkep alıyorduk. Elimizde avucumuzda ne varsa veriyorduk. Bu mukaddes dava namına her şey feda olsun. Bizler böyle gördük ve böyle yetiştik.
Üstad şöyle derdi. “Kardeşlerim dünyada en mühim mesele,en büyük hizmet, Risale-i Nuru ve Kur’an’ı okuyup kendi imanını kuvvetlendirmek. kurtarmaktır. Başkasının imanını kurtarmaya da vesile olmaktır.
Kardeşlerim vazifemiz hizmettir . Onun bunun kusurunu aramak vazifemiz değildir.
Şahsın kusuru o kadar ehemmiyetli değil! Hizmet. Hizmet. Hizmet!
Ali şöyle yapmış, veli şöyle yapmış. Bu yatmış. Bu yuvarlanmış . Öbürü yamuk yürümüş…falan Bunlar bizim işimiz değildir. Hükümet şöyle yapmış şeklinde bir hareketin içine giremeyiz. Onun bunun kusurunu arayıp malayani şeylerle uğraşmak değildir bizim işimiz. Bu tür hadiselerle uğraşmak günaha girmektir.” derdi.
“Kardeşlerim sizleri menfi hareketten men ettim. Hiçbir zaman menfi hareket yapmak kesinlikli yok. Onun için menfi hareket daima zarardır.” buyururlardı.
“Kur’an bizi menfi hareketten men etmiş. Bediüzzaman eğer menfi hareket yapsaydı kan gövdeyi götürürdü.Yüz menemen , yüz şeyh Said hadisesi bu memlekette meydan gelirdi.
Üstad: “Yıldızları başıma indirseniz ben müspet hareket etmekle mükellefim. Bana menfi hareket yaptıramazsınız.” derdi.
Mesela benim kendi torunlarım var. üç yaşındaki torunuma. Menfice ve sertçe ” Kalk bana su getir!” desem hiç aldırış etmiyor.
“Git kendin suyunu getir!” diyor.
Ama : Maşallah benim kızıma Aferin benim anam kızım şimdi bana su getirir!” desem hemen gidip getiriyor. En basiti bu. Daima müspet hareket.
Arkadaşına karşı, topluma karşı daima her halü kârda biz müspet hareket etmekle mükellefiz.
Bir de başka deli Mehmet hadisesi daha var.
Fakat esasında bu Akıllı Mehmet.
1935 senelerinde oluyor bu anlatacağım iş.
Bu adamcığaz on –on beş çocuk topluyor ve mahallede Kur’an okutuyor. Tabi düşman çok. Bunu tespit eden hafiyeler onu şikayet ediyorlar.
Cürüm meşhut.
Çocuklarla beraber Doğru ağır ceza mahkemesine götürüyorlar bizim Mehmet efendiyi
hakim karşısına çıkarıyorlar.
Hakim: “Oğlum Mehmet sen ne yapıyorsun bilmiyor musun gizli Kur’an okutmak suç. öyle gizli sokak aralarında niye sen ne yapıyorsun ?
“Çocuk okutuyorum Hakim bey!”
Oğlum bilmiyor musun bu yaptığın suçtur. Gizli Kur’an okumak, okutmak yasak ve suç!”
“Hakim bey, Kuran’da ‘ıkra” “oku” emri var!”
“Benim Kuranımı okuyun buyuruyor Allah”. Allah’ın emridir.
“Hangi dinsiz, imansız, kitapsız, mezhepsiz, anasını, avradını………….. deyyusu söylüyor bunları hakim bey!? “
“Kur’an okumak hiç suç olur mu!!!? diyor.
Esasında biliyor da tabi bilmez, Bilmiyormuş gibi yapıyor yani!
Yahu o devirde kim hakimin karşısında böyle cesartle konuşabilir?
İmandan gelen bir şey bu! .
O gün resmi bir yerlerde kelam edebilmek. Mümkün mü yahu!
Her Babayiğidin harcı değil. Canını yolda mı buldun!?
Büyük cesaret!
Kolay mı öyle konuşabilmek o zamanda!
Tabi burada çok büyük bir iman şehameti ve iman kuvveti var.
Bizim Mehmet efendi devam ediyor:
“Hakim bey, ya bu Mehmet’in kafasını kesersiniz. Ya da bu Mehmet aynen sabi çocukları okutmaya devam eder.
Hakim de bakıyor manzaraya : “Bu şahıs aklından fakirdir. Her şeyi yapabilir “diye bir rapor veriyor. Yani “deli diploması” veriyor bizim Mehmet’in eline.
Mehmet efendi “deli diplomasıyla” mahalleye geri dönünce bağırıyor:
“Hey Allah’ın ,Kur’an’ın düşmanları çıkın bakalım ortaya! Herkes çocuğunu göndersin şimdi onlara resmen Kur’an okutacağım.” İşte benim deli raporum elimde! Şimdi istediğimi yapabilirim” diyor.
“Çünkü mahkemeden “deli raporu” almış adam.
Ondan sonra serbestçe çocuklara Kur’an okutuyor. O da başka bir sır. İman kuvvetiyle oluyor bu işler. Cenabı hak kimleri nerelerde nasıl çalıştırıyor,istihdam ediyor hizmet ettiriyor!
Adam “deli raporuyla imana , İslâm’a hizmet ediyor. Görüyorsunuz kardeşler değil mi?
Bu mübareğin babası da Isparta’nın meşhur şıhlarından Mustafa Efendiydi. Çocuk yetiştiriyordu. Alim adamdı. Yani Şıh ve mürit yetiştiriyormuş.
Burası çok mühim ha gençler!.
Bu bizim adam Deli Mehmet, babasına bir gün: “hadi baba Barla’da Bediüzzaman’ı ziyarete gidelim!” diyor.
“Hadi ulan o kim oluyor. O kuyruklu kürdün bildiği kadar benim unuttuğum var. O kim oluyor!”
Tabi adam kendisi şıh bir de mürit yetiştiriyor. Hiç oralı değil.
Neyse bir gün bu Mehmet’le babası Şıh Mustafa efendi gül bellemeye gidiyorlar.
Mesmuatıma göre bir ikindi namazı vaktinde Şıh MUstafa efendi Namazı kılıp selamı verince Bir tane Bülbül kuşu geliyor.
Şıh Mustafa Efendinin Cübbesinin kolundan giriyor, yakasından çıkıyor. Girip çıkıyor, girip çıkıyor….ve hakeza kuş devamlı olarak bu hareketi yapıyor.
Namazı bitirir bitirmez.
Oğlu Mehmet’i çağırıyor!
“Oğlum Mehmet niye sen beni Barla’ya Bediüzzaman’ı ziyarete götür müyorsun ulan?” diyor.
“Anaaaaaaaaaa!” diyor Mehmet.
“Baba ne oldu ki hemen gidelim” diyor. Yola koyuluyorlar. Eğirdir’den kayığa biniyorlar. Karacaahmet mezarlığının oradan eski yoldan üstadın Barla’daki evine varıyorlar.
Bu arada Baba diyor ki: Oğlan arkamdan gelmese şüpheleneceğim ama önümden gidiyordu.
Üstad daha bizi görür görmez :”Kardeşim Mustafa efendi sen safa geldin! Fakat zahmet ettin ben dün ikindi namazından sonra senin ziyaretine gelmiştim. Niye zahmet ettin?” diyor.
Meğer Bülbül kuşu Üstatmış. Burada çok mühim bir sır var kardeşler!
Ne diyor Üstad: “Nuraniyet kesbeden bir ruha hiçbir şey mani olmaz!” Diyor.
Ama ben de o mertebedeyim demiyor.”
Hem de sana hakkımı helal ettim Şıh Mustafa Efendi!”
Niye ? Hani birkaç gün önce “Onun bildiği kadar benim unuttuğum var!” demişti ya!
“Kardeşim Mustafa efendi zararın neresinden dönersen o kârdır. Ben sana hakkımı helal ediyorum. Risale-i Nuru oku imanını kurtar!” deyince senin şıhta şafak atıyor.
“Eyvaaaaaaaaaaah ! biz ne yapmışız bu kadar geç kalmışız ? diyor.
Oradan dönüyorlar oğlu Mehmet’e: “Ulan oğlum biz niye şimdiye kadar bu alime gitmemişiz. Çok Geç kalmışız ? “ diyor.
Oğlu da: “Yahu baba sana kaç defa dedim. Ama ne kulağını koydun ne kuyruğunu koydun? Gördün mü ne kadar önemli bir alimmiş?” Senin gıybet ettiğini bile bildi.” Diyor.
Ondan sonra senin ki şıhlıktan, hocalıktan vaz geçmiş.
Bu arada Şaban abi gençlere dönüyor ve:
“Gençler! Risale-i Nuru okuyun imanınızı kurtarın !”diyor.
Nasıl ki Peygamberimiz zamanında kafirlere: Hey! İnsanlar bu putperestlikten vazgeçin ateşten kurtulun!” diyor. Aynen onun gibi Üstad da bu asırdaki insanlara bunları söylüyor.
Devam edecek...