Beni bu bilgisayarda hatırla  
Parolamı Unuttum Yeni bir hesap oluştur  
 
 
Nur Mektebi Ana Sayfa
 



Yazılarımız

Konferans Bildirileri

Genel Makale

Gazete Makalesi

Dergi Makalesi

Şiir

Ses

Fotoğraf

Video

Bilgisayar Dosyaları

Linkler

Duyurular

Vecizeler

Nurlu Tablolar

Kuran-ı Kerim

İnternet Yazıları

Cevşen

Hadis
 
 
 
848 görüntüleme Editöre Mesaj

YAŞAMANIN BİR SKANDAL OLARAK GÖRÜNÜMÜ

Sedat Turan

BUGÜNÜN DÜNYASI, hoşa gitmeyen, beğenilmeyen ve şiddetle reddedilen bir durum ve olay olarak, skandal çıkarmanın neredeyse imkânsızlığını ispatlıyor. Denebilir ki bugünün dünyası skandalsızlığın görünümüdür: Onaylamayacağı, ayıplayacağı hiçbir davranış yok gibidir. Sınırsız kabulcülüğü ile en uçarı hayalleri, en gürültücü hareketleri, en put kırıcı fikirleri kolayca içine katıyor. Bir skandal olarak nitelenebilecek her girişim, eylem ya da düşünce daha ilk adımda bu sınırsız hoşgörünün boğucu atmosferine karışıyor.

Dün Oscar Wilde’ı Reading Hapishanesinde çürümeye mahkûm eden Batı, bugün eşcinsel evlilikleri eğlenceli olaylar kategorisine dahil etmiş durumda. Marcel Proust’un, yüksek sosyeteye dair anlattığı her tuhaf hikâye artık bir skandal olarak anlamsızdır. Ve Turgenyev’in o âsi, nihilist ve devrimci kahramanı Bazarov, şimdi aramızda dolaşıp alaycı diliyle her şeye saldırsaydı bu kimsenin kılını bile kıpırdatmazdı. Adaletsizliklerden kaynaklanan hoşnutsuzlukları dile getiren her hareketi bekleyen tehlike, güvenlik güçlerinin silahlarından çok, bu her şeyi rahatlıkla kendi görünümünün bir parçasına dönüştüren dünyanın kendisidir.

Ortaçağ Avrupa’sında, kilisenin öğretilerine aykırı bulunan her inanç bir skandal olarak görülür, sapkınlık suçlamasıyla engizisyon işkenceleri ve afarozlarla boğulmaya, yok edilmeye çalışılırdı. Bugün herhangi bir düşüncenin, hareketin skandal olarak sahneye çıkabilmesi için öncelikle kendini aforoz edeceği araçları bulması gerekiyor. Bu da, daha baştan gülünç duruma düşmeyi göze almak demektir. Hâlâ farklı ve aykırı bir tutum ve davranış biçimi mümkünmüş gibi bu iddiayla görünür alana çıkıldığında, kolayca bir durum komedisine dönüştürülerek etkisiz kılınma kaçınılmaz bir son olacaktır. Artık hiçbir değer yargısı fazla ciddiye alınma lüksüne sahip değildir. Rölativist yaklaşımların belirleyici olduğu yaşantı düzeyinde her hakikat “bir başkasının hakikati” olarak görülür. Doğru, Yanlış, İyi, Kötü gibi yargılar “özelleşmiştir.” Bunun iyi mi kötü mü olduğu üzerinden yürütülecek bir tartışmada, ortak bir fikirde mutabakata varılamayacaktır. Ve hatta şu denilebilecektir: “Bir mutabakata varmak neden gereksin ki? Niçin üstünde uzlaşacağımız bir mutlak doğru olsun?”

Modern toplumlarda, bireylerin bir arada yaşama zorunluluğundan doğan asgarî müşterekleri oluşturan değerlerin bile içi boşaltılmış durumda. Kutsal’dan “kurtarılmış” bir dünyada hiçbir değer insan için, insan oluşunun anlamını ona geri verecek bir nitelik taşımazlar. İnsanın insanla, insanın tabiatla ve kâinatın bütünüyle ilişkisi, rahatsız edici bir durum olarak, daha çok “kaza”yı çağrıştıran bir “sürtünme” biçiminde gerçekleşir. Kalabalık varoluşun önlenemez çarpışmaları gibi. Bu saldırgan imajın toplumsal alana yansıması kaçınılmazdır. Yasalar ve normlar, bu çarpışmaları düzenleme ve denetleme fonksiyonlarının gereği olarak cezalandırıcıdırlar ve vurgu yapılan her değer bu fonksiyonların hizmetindedir. Bunların neye göre bir “değer” ifade ettiği artık önemsenmez. Meselâ, hırsızlığın kötü, olumsuz ve kişiyi alçaltıcı bir davranış olduğunu söyleyen değer yargısının kökeni nedir? Kişi, hırsızlık yapmadığı sürece onu bu eylemden uzak tutan şeyin, hırsızlığın günah olduğunu söyleyen inançları mı, yoksa özel mülkiyetin dokunulmazlığı ilkesine bağlı yasaların mı olduğu ehemmiyet taşımaz. Böylece içeriği boşaltılmış, köksüzleştirilmiş değerler, her ne kadar çoğunluğun onayını almış gibi görünseler de fırsatı bulunduğunda, şartlar uygun olduğunda rahatlıkla çiğnenebilirler. Skandal olarak duyurulan olayların, beraberinde toplumsal çapta ikiyüzlülük tartışmalarını da alevlendirmesi bu çerçevede anlaşılabilir. Ayıplanan, utanç verici bulunan şey, arzu ve heveslerin bir değere atfen meşrû olmayışları değil, bunların “denetim”den kaçmayı başarmış olmalarıdır. Patlak veren skandallar(!), denetleme ağındaki yırtılmalara işaret ederler. Bu yüzden, gerçek anlamda, değerler üzerinden tanımlanacak bir skandal biçimine bugünün dünyası kapalıdır. Değerlerin göreceleştiği, varoluşu anlamlandıracak bir Mutlak Hakikat arayışının kesintiye uğradığı, mutluluk umutlarının yeryüzüne gömüldüğü bir dünyada her türlü çılgınlığa bir yer bulunur. Yeter ki “düzen”i bozmasınlar.

Bediüzzaman Said Nursi, “Yirmiüçüncü Söz” de, insana verilen kalp, sır, ruh, akıl ve hayâl gibi kuvvelerin, “hayat-ı dünyeviyyenin bütün inceliklerine girmek ve zevklerin her çeşitlerini, hatta en süflisini tatmak için” nefs-i emmarenin hizmetine bırakılmasının insanı nasıl alçaltacağını şu temsille anlatır:

“Ben büyük bir şehre giriyorum. Baktım ki o şehirde büyük saraylar var. Bâzı sarayların kapısına bakıyorum, gayet şenlik, parlak bir tiyatro gibi nazar-ı dikkati celbeder, herkesi eğlendirir bir cazibedârlık vardı. Dikkat ettim ki, o sarayın efendisi kapıya gelmiş, it ile oynuyor ve oynamasına yardım ediyor. Hanımlar, yabanî gençlerle tatlı sohbetler ediyorlar. Yetişmiş genç kızlar dahi, çocukların oynamasını tanzim ediyorlar. Kapıcı da onlara kumandanlık eder gibi bir aktör tavrını almış. O vakit anladım ki, o koca sarayın içerisi bomboş. Hep nazik vazifeler muattal kalmış. Ahlâkları sukut etmiş ki kapıda bu sureti almışlardır.”

Bu uzun alıntıda çizilen tablo, yaşamanın bir skandal olarak görünümüdür. İnsanın, yeryüzünde bulunuşunun aslî vazifelerinden ve bu vazifeden bağımsız olmayan değerlerden kopukluğuna vurgu yapan bu dilin yabancısı olan ve “efendinin it ile oynamasını” eğlenceli bulan, skandala kapalı dünyanın kendisi başlı başına bir skandal olarak teşhir edilir. Böylece her insan, kendi yaşantısı ile bu çizilen tabloyu karşılaştırarak, hayatını nasıl bir skandala dönüştürdüğünü anlayabilir.

sedatturan@zaferdergisi.com



Belge No: 111448
Belge İsmi: Yaşamanın bir skandal olarak görünümü
Yazarlar:
Sedat Turan
Yayıncı: Zafer Dergisi
Yayınlanma Tarihi: 01.06.2003
Nur Web Sayfaları Yayın Tarihi: 18.05.2009

Sadece kayıtlı kullanıcılarımız yorum ekleyebilir (üye kayıt / giriş )