Üstad Bediüzzaman Said Nursi’nin yanında bizzat kalarak hizmetinde bulunmak nasip olmuş kendisine. Üstad kendisinin bir mühendis olması sebebiyle O’nu fen bilimleri yoluyla hizmette istihdam etmek istemiş. Üstadın bir sohbet sırasında kendisine söylediği ’Kendi makinasına hakkıyla hakim olmayan, onu çalıştıramayan, başkasının makinasını da çalıştıramaz’ sözü kendisini çok etkilemiş, o günden bu güne o sözü hizmette kendisine düstur kabul etmiştir. Bu sözde kast edilen kendi makinamız elektrikle çalışan bir makine değildi elbette. O günden sonra insan vücudunu incelemeye başlayan abimiz zamanın büyük bir kısmını buna ayırarak insan makinasını nasıl daha iyi çalışabileceği konusunda araştırmalar yapmıştır.
Yine Üstad Hazretleri’ nin ‘Tabiattaki her bir bitkide insana faydalı olacak bir işaret bir alem vardır’ cümlesi abimizi çok etkilemiş ve bu işaretin ne olabileceğini araştırmaya başlamış. Bu işaretin bitkilerin şekillerinin insan ve uzuvlarının şekilleri ile alakası olabileceğini düşünmüş. Kainattaki birçok bitkinin şekil itibari ile bir organımıza benzemesinin altındaki hikmetleri ortaya koymak için uzun araştırmalar yapmıştır. Örnek olarak ceviz için şekil olarak beynin şekline benzemesi abimizin dikkatini çekmiş. Yaptığı araştırmalar sonucunda ceviz içinin düzenli ve yeterli miktarlarda yenilmesi halinde pek çok beyin hastalıklarına iyi geleceği neticesine ulaşmış. Sabahları pekmezle yenilen bir iki ceviz içinin hafızayı açmak için bire bir olduğunu çocuklarımıza fazlaca ceviz yedirmemiz gerektiği konusunda bizi bol bol uyarmıştır.
Sınav öncesi alınacak bu karışımın başarıyı etkileyeceğini sık sık ifade ederdi. ’Her sabah nasıl ceviz yenir, insana ağır gelmez mi, kilo yapmaz mı?‘ diye düşünmedim desem yalan olur. Bu sözü Ali İhsan abimizden dinledikten bir kaç ay sonra televizyonda seyrettiğim bir programın konuğu olan doktorun açıklamalarını sizlere aktarmak istiyorum. Amerika ‘da ikamet eden ünlü kalp cerrahımız Mehmet ÖZ, masasının yanı başında elinin altında devamlı olarak ceviz, badem, fıstık vb kuruyemiş karışımın bulunduğunu, acıktığında da bu karışımdan iki avuç yediğinden bahsetti. Sunucu şaşkınlıkla bunların yağlı olduğundan kalbe zararlı yiyecek grubuna girdiğini, nasıl olur da bir iki avuç yenilebileceğini sordu. Doktor ise ilmi olarak bu besinlerin kalp ve beyin için faydalı olduğunu kalp kapaklarının çalışması için bu tip yağlara ihtiyaç olduğunda bahsetti. Bunlardan yeterli miktarda yenilirse kilo yapmayacağını ifade etti. Bu sözler abimizin konuştuğu her bir sözün hikmetli olduğunun bir ispatı olmuştu. Bana göre O’nun söylediği, tabii ki yıllardır uzun araştırmalar neticesinde oluşmuş öyle hikmetli sözler var ki, her biri bir doktora tezi çıkarabilecek nitelikte. Her görüşmemizde Ali İhsan abi bunun gibi birçok şey anlatırdı bizlere. Mesela, armudun şekil itibari ile kadın rahmine benzediğini ve hanımlarımızın bol bol armut yemesi gerektiğini ifade etmişti. Aynı şekilde beylerin de incir yiyerek erkek hastalıklarına şifa olacağından söz ederdi.
Yine yıllar önce bir ziyaretimizde Ali İhsan Tola abimizle karşılıklı konuşmalarımızdan sonra bana sağlığımın nasıl olduğunu sordu. Daha ben hastalığımı açıklamadan rahatsızlığımın sebeplerini ve çözümlerini anlatmaya başladı. Bu da yine O’nun gönül zenginliğinin ve sağlık konusundaki engin birikimin bir göstergesi idi.
Yıllar önce karabaş çayı ile başlayan alternatif tıp ya da şifalı bitkiler diye adlandırılabilecek bu konudaki Ali İhsan Tola abinin çalışmaları şimdilerde ardıç, karabaş, kekik yağları ve balları ağırlıklı bir çalışma ile devam etmektedir. Ali İhsan abi sağlığında kantoron vb. birçok otun ne şekilde insana faydalı olabileceğini araştırmış ve bu bilgilerini kendisine ziyarete gelen herkesle maddi bir menfaat beklemeden paylaşmıştır. Şifa muhakkak ki Allah‘tan mühim olan o tedavi şeklini arayıp bulabilmek. Ali İhsan abinin yıllarca araştırmaları sonucunda ulaştığı pek çok sonuç bugün modern tıp tarafından da dikkatle incelenmekte ve araştırılmaktadır.
Ömrünün son zamanlardaki hizmetleri ve sohbetleri sağlık ağırlıklı olduğundan dolayı Ali İhsan abi’ yi anlatan bu yazım da sağlık ağırlıklı olarak başladı. O’nun Üstad’ın talebesi olması ve O’nunla ilgili hatıraları ise yine sayfalarca yazılabilecek kadar fazla. Üstad’ın bizatihi yanında bulunup O’nun hizmetinde bulunmuş olması O’nunla ve Risale-i Nur ile olan hizmetlerini ve hatıralarını arttırıyor. O’nun Risale-i nur hizmetindeki en önemli hizmetlerinden bir tanesi risalelerin Latin harflerle bastırılması sırasında olmuştur. Ankara ‘da o sırada milletvekilliği yapan ve Latin harfleri ile risalelerin bastırılması işini organize den Dr. Tahsin Tola ile Üstad arasındaki irtibatı O sağlamış, aynı zamanda kayınbiraderi olan Dr. Tola ile birlikte Said Nursi’ nin başbakan Adnan Menderes’e yazdığı mektupları ve mesajları adresine teslim etmeye çalışmıştır.
Risale-i Nur hizmetindeki bir diğer hatırası da aslen Senirkent’li olan ve Denizli‘de hakimlik yapan Hesna hanıma Üstad’ın mesajını Ali İhsan abimizin iletmesidir. Üstad’ın Denizli mahkemesi sırasında Denizli’de görev yapan bu hanım hakim, genç bir hakim olmasına rağmen eserleri ve iddianameyi dikkatle incelemiş ve reyini mazlumların beraati yönünde kullanmıştı. O’nun reyi vasıtasıyla gönül kahramanları beraat etmiş, bu cesur hareketinden dolayı da Bediüzzaman bu hakim için manevi evladım diyerek dua etmiş ve O’na verdiği değeri göstermek için Ali İhsan abi ile özel selam göndermiştir. Hakim Hesna Şener hanım da Üstad’ın selamından çok etkilenerek ağlamaya başlamış ve ağabeyimize O’na talebe olmak istediğini bildirmiştir. Ali İhsan abi de ‘Nur risalelerini anlayarak okursan O üstada talebe olursun’ demiş. Yine kendisinin temin ettiği kitapları Hesna hanımın okumaya başladığını bir sohbetinde Ali İhsan abiden öğreniyoruz.
Ali İhsan abinin Bediüzzaman hazretleri ile olan hatırlarını dinlerken ayrı bir haz duyardık. Bizler daha yolun başındayız yapacağımız çok şey var düşüncesiyle bu hatıralar bizi her zaman şevklendirmişti.
Ömrü boyunca bir dakikasını bile boşa geçirmemiş ya gelenlere davasını anlatmış ya da kendisi Kur’an , Cevşen, Risale-i nur vs. ilmi kitaplarla sürekli meşgul olmuştur. Çok az uyumuş, geceleri evrad-ı ezkarla meşgul olmuştur. İnanıyorum ki O’nun bu duaları ile hepimiz ve ülkemiz birçok belalardan Allah’ın izniyle uzak kalabildik.
Saatlerce uzaktan gelip ziyaret edemeden dönen yüzlerce kişi var. Gönülden isteyince duasını almak ta Allah’ın izniyle nasip oluyordu. Ümit ediyorum sizler de O’ nu sağlığında ziyaret etmiş ve burada anlatmaya çalıştığım o manevi havayı teneffüs edebilmiş bahtiyarlardansınız. Bu kadar bilgili ama bu kadar da mütevazı bir kişinin bu dünya için değil ebedi alem için yaşadığına bizzat şahitlik etme şerefine nail olanlardansınız. Bu şahitliği yaparken dersiniz ki, bu dünya fani gerçek hayat orada ve tek baki sensin ya Rabbi.
O’ nu kaybettiğimiz günden beri hayatımızın bir tarafları hep eksik kaldı. O’nun eksikliğini hala dolduramadık. O’nun yokluğuna alışamadık. Keşke hayatta olsa da gidip ziyaret etsem, duasını alsam, O’nunla istişare etsem diye hayıflanmıyor değilim. Tabii ki, her fani gibi O da Rabbine kavuştu. Tek ümidimiz O’nun dualarımızla hala bize manen destek vermeye devam ettiği.
Rabbim bizleri O’nun yaşadığı gibi yaşayıp O’nun gibi son nefesini verebilmeyi hepimize nasip eder inşallah. Ta ki, bu ayrılık ebedi olmasın, Rabbim cennette bizleri kavuştursun. AMİN.